içimi döktüklerim etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster
içimi döktüklerim etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster

19 Temmuz 2012 Perşembe

13. CUMA VE AŞK YOLCULUĞU




Hurafelere ve batıl inançlara bayılan bir milletiz.Acayip hoşumuza gidiyor böyle şeylere inanmak.Gece rüya anlatılmaz,sakız çiğnenmez,tırnak kesilmez.Dolap kapakları açık bırakılmaz,şeytan girer.Merdiven altından geçilmez,kara kedi görülürse saç tutulur vs..13. Cuma da böyle bir şey işte,yabancı kökenli bir batıl inanç.Neymiş efendim, uğursuz günmüş.Haydi oradan,halt etmişler.Benim için 13. Cuma gayet şahane bir gün artık.Uğursuzluğunu geç, o kadar uğurlu geldi ki.Belki de yaşayacağım en harika şeyin başlangıcı olacak.13’lere,Cuma’lara bakış açım artık çok farklı.Heyecan,mutluluk ve belki de inanmadığım aşkın simgesi olmaya aday benim için.

Ne yalan söyleyeyim,benim de hoşuma giderdi bu 13. Cuma olayı.Garip bir heyecan olurdu o gün.Herkes bundan bahseder ,”oğlum başımıza ne gelecek acaba” diyerek eğlenceli dakikalar geçirirdi.Yaşanan her olay bu uğursuz güne bağlanırdı.Saçma sapandı belki ama eğlence çıkıyordu millete işte.

Artık bu düşünceler benim için geride kaldı.Bundan sonra Cuma günü ne zaman ayın 13’üne denk gelse farklı şeyler hissedeceğim.Uzun süre sonra birini sevmeye başladım çünkü.İçim içime sığmıyor,aklım yerinde durmuyor.Her şeyin başlangıcı işte bu uğursuz denilen gün oldu ya,işin tadı ayrı bir arttı.Güzel bir başlangıcın yanında, yaşanan şeyin bir anısı da olacak hep.Bu insana çok güzel hissettiriyor.Belki de geleceğimi etkileyecek,hissetmediklerimi hissettirecek,yapmadıklarımı yaptıracak duyguların temeli o gün atılmış oldu.Keyfini anlatamam.

Sözün özü seviyorum blogum.Özlediğim duygulara sahibim ve hepsi bu uğursuz 13. Cuma’da gerçekleşti.Yabancı dostlarımız kusura bakmasınlar ama ben bu tabuyu yıktım artık.Bu günün uğursuz bir gün olmadığını net bir şekilde gösterdim,en azından kendime.Bundan sonra uğursuzlukmuş,oymuş,buymuş vız gelir,tırıs gider benim için.13 sayısıyla yaşamayı öğrenmeye başlayacağım.Ayrıca herkes için kendimi de feda ediyorum bir yandan.İnsanlık adına bir test gibi görün bunu.Bu kadar 13’ün içinde yaşayacak biri olarak bana bir şey olmazsa kimseye olmaz:) Bekleyip göreceğiz.

Hala bu güne uğursuz mu diyorlar ? Haydi oradan be.

8 Mayıs 2012 Salı

YALNIZLIK SEÇİMİ





Ömrümü eskittiğim koridorlardayım.Kaç defa yürüdüm buralardan ? Kaç defa duydum banyo duvarındaki rutubet kokusunu ? Hatırlamıyorum hiç.Bir ayna vardı burada.Bir zamanlar.Bir zamanlar hayatımın kadının kendisini süzdüğü,büyüleyici derinlikteki masmavi gözlerini buluşturduğu bir ayna.Kusursuz var oluşunu her seyredişinde işte burada ben,tam bu aynanın önünde,sarılırdım dünyaları verseler değişmeyeceğim o mucizeye.Beraber bakardık kendimize,gençliğimize.Şimdi aynı yerde duruyorum.Var olan her şeyim kaybolmuş bir çerçevenin içinde.Yılların hüküm sürdüğü,yorgun ve buruşuk yüzümde.

Yürümüşüm farkında olmadan,düşlerken bir şeyleri.Anacığımın yemek kokularıyla mest olduğum o kocaman mutfağın tam kapısına varmışım.Hayatının her anında telaşlı,koştur koştur olan bir kadının mabediydi burası zamanında.”Önce evladım” derdi sofraya her tabak koyuşunda.Sıcacık mercimek çorbasıyla dolmuş o pirinç tası ilk bana verirdi.Daha vermeden alırdım ben gerçi,dayanamazdım.Şefkatin lügatteki karşılığı oydu bu yerinde duramayan velet için.Her yemek sonrası cebinden çıkarıp bana verdiği şekerleme,gözlerinin içinin gülmesine yetse de bana hiçbir zaman yetmezdi işte.Anne birazcık daha var mı ? Anne hak ettim mi bahçede oynamayı ? Anne beni seviyor musun? Anne? Anne? ...Anacığım benim...

Şimdi verandadayım,güneşin altındayım.Nasıl geldim bilmiyorum ama buradayım işte,adımımı attım.Gıcırdayan ahşaba basa basa ilerliyorum üzerinde.Kadınımın sallanır koltuğunun durduğu o masum köşeye doğru.Dünyalar güzeli iki kızımızın bahçedeki hallerini izlediğimiz yere.Ne güzel oynarlardı öyle.Bıcır bıcır,hiç bir şey düşünmeden.Onlar hayatlarının tadını çıkarır,biz bu verandada aşkımızı yaşardık.Gözlerimiz gözlerimize,ellerimiz ellerimize kitlenirdi.Şimdi baktığımda iskeleti andıran elimin,bastonuma kitlendiği gibi.

Çöküverdim bir anda köşedeki sandalyeye,düştüm.Yıkılmışçasına,farkına varırken bir şeylerin.Bir zamanlar sahip olduğum her şey,hayallerden bir oyun oynuyordu şimdi.Başrolünde ben ve hiçliğin yer aldığı bir oyun.Hatalarım,pişmanlıklarım,hayal kırıklıklarım bile beni terk etmişti.Zamanında değerini bilemediğim ne varsa,bu oyunu yazmıştı giderken.O an anladım ki ben,yalnızlığı seçmiştim.Ben sebep olmuştum bu uğursuzluğa.Ben dağıtmıştım ailemi.Ben yok etmiştim aşkımı.Ben.Hep ben...Ne emektar ana mutfağında,ne aşkımın verandasında,ne de o aynanın karşısında şimdi kimsecikler yoktu.Tel tel dökülen bedenimle ben,yapayalnızdım artık.

8 Mart 2012 Perşembe

KÜÇÜK ANLAR


Cehalet mutluluktur.”

Ufak bir gülümsemenin,mutluluğun ilk belirtisi olduğunu bilirdik bir zamanlar.Dudakların hafifçe yukarı doğru süzülmesini,dişlerin ışıldayarak kendini göstermesini.Sonra bu büyünün gözlere sıçramasını ve iki oval pencere içindeki manzaranın şakımasını da.Bunu sevdiğimizin gözlerinde görmenin verdiği farklı hazzı da hissederdik.Dünyanın en güzel ve huzur verici duygusunu küçücük bir anda paylaşırdık.

Peki en son ne zaman güldük biz?
En son ne zaman mutlu olduk?

Aslında hep arayıştaydık.Ne varsa elimizde didik didik ettik.Zevklerimizi,hırslarımızı,şanslarımızı.Daha iyilerini istedik.Arabanın daha pahalısını,evin daha konforlusunu,sevgilinin daha güzel ve anlayışlısını....Gün geldi bunları da elde ettik.Hoşumuza da gitti tabi.Fiyakamızı yaptık,havamızı attık el aleme.Ama bir an geldi,elimizdekilerden sıkıldık.Doymadık,doyamadık.Yaşadığımız ve elde ettiğimiz ne varsa hiçe saydık.Yenilerini aramaya başladık.Onlardan daha iyilerini…

Peki bunun sonunda ne bulduk? Koca bir sıfır! Dönüp geriye baktığımızda hiçbir anı elimizde tutamadığımızı fark ettik.Ve dönüp dolaşıp yine aynı soruyu sorduk kendimize.

“En son ne zaman mutlu olduk?”

Bu soru bize ne zaman ve kim tarafından sorulursa sorulsun durakladık.Düşünmek zorunda kaldık,hatırlamaya çalıştık.Geçici ve anlık mutluluklardan başka bir şey gelmedi aklımıza,o çabuk bıktıklarımızdan.Mutluluğumuzu kendi başımıza engellediğimizi anlayamadık.Sahip olma hissinin insanın en zararlı duygusu olduğunu fark edemedik.Kendi ürettiğimiz hırsların pençesinde birbirine dolanmış ayakkabı bağları gibi kördüğüm olduk.Daha çok para kazanmanın,daha iyi imkanlara sahip olmanın peşinde koşarken hayatın mucizevi anlarını kaçırır olduk.En son ne zaman güneşin doğuşunu izlediğimizi anımsayamadık.Ya da yemyeşil ovalarda özgürce koşuşturduğumuzu,masmavi okyanuslara bakarak hayale daldığımızı.En iyiye sahip olmak için kurulmuş bu düzenin çarkında ufalanmaktan hayattaki asıl mutluluğun bunlar gibi küçük anlarda saklı olduğunu görmemiz mümkün olmadı.Hayatın bize mutlu olmak için sunduğu sayısız fırsatı ve güzelliği kaçırmayı yeğledik bilerek.Çok şey bildik biz.Çok şey istedik.

Artık uyanmamızın vakti gelmedi mi? Kendimizi kandırdığımız,sanal hedeflerin gölgelediği o saf ve basit mutluluğa ulaşmak hala bu kadar zor mu? Dünya bizi başka şeylere zorlasa da,bunlara direnip ruhumuzun özgürlüğüne doğru koşmaya değmez mi bunca şey? Hatırlamamızın vakti gelmedi mi sizce;bir zamanlar bildiğimiz,daimi mutluluğun ufacık bir gülümsemede hapsolmuş olduğu gerçeğini.Kendinize yalan konuşmadan,dürüstçe durarak.Söyleyin hadi.Henüz o vakit gelmedi mi?..


18 Şubat 2012 Cumartesi

PLAN VE KONTROL


“Hayat,biz planlar yaparken başımıza gelenlerdir.”

                                                    John Lennon



Herkes olaylar karşısında hazırlıksız yakalanmaktan nefret eder.Hep ellerinde bir kozları olsun isterler,karşı koyacak bir avantaj.Önceden yapılır planlar,hazırlıklar.Kesindir,tam o şekilde gidecektir her şey.Zaman geçip hazırlanılan vakit gelince işler alakasız yerlere gider.Yapılan planlar dağılmıştır,boşa kürek çekilmiştir.Ne umulmuştur,ne bulunmuştur.Bu hayatı planlama ısrarı ömür boyu sürecek,sonuç neredeyse hiç değişmeyecektir.O zaman sonuca ulaşılamayacağını bile bile hayata karşı saçma sapan planlar yapmak niye?


Bir kontrol çılgınlığıdır gitmekte.Hayatı ele alıp istenildiği gibi şekil verme hastalığı.”3 seneye evleneceğim,sonra çocuk yapacağım”.Bazen de “Bunu böyle yaparsam ileride şöyle olur.Ya da en iyisi hiç yapmayayım,kesin geri teper.” demek gibi.Tedbirli olmak güzel şey ancak o başka,hayatı kontrol etmeye çalışarak bir düzene sokma çabası bambaşka bir şey.Yaşamadan bilinemeyeceği uzak zamanlar için boş yere kafa yormanın alemi yok,üstelik yapılan planların çoğunun gerçekleşmediğini varsayarsak.Olmayacağını bilerek ciddi ciddi planlar yapmak yerine hayal kurup hayatı akışına bırakmalı.
 
Bir kere insansın.Sürekli isteklerin,arzuların değişiyor.Neye göre,hangi mantıkla birkaç yıl sonrası için planlar yapabiliyorsun ki.Şimdi istediğini gün gelecek istemeyeceksin.Bugün inandığını yarın inkar edeceksin zaten.Mantığın ne olduğunu hala algılayamamış düzensiz bir organizma olduğunu ve duyguların pençesindeki dengesiz gel-gitlerden meydana geldiğini hatırlayarak plan yapmanın gereksizliğini anlayamaya çalışmak en doğrusu bence.
 
Yaptığı planların hepsini olmasa da büyük bölümünü gerçekleştirebilen çok nadir insanlar da var fakat onları takdir ederken görünürde çok şanslı olduklarını da kabul edelim.Her şey onların iradesi ve dahilikleriyle gerçekleşmiyor.Evrende dengeleri değiştiren bir çok farklı faktör var,talih gibi.Görünürde şanslılar dedim çünkü önceden yaptıkları bazı planları gerçekleştirmeyi başaran bu insanlar gözümde son derece sıkıcıdırlar;idealleri ve hayalleri hep aynı kalmış,aynı şeylerin peşinden sürüklenmişlerdir yıllar boyu.Siz onları mutlu sanarken onlar,renksiz ve monoton hayatlarına sıkışıp kalmışlardır aslında.Başarılı gözükseler bile.
 
Hayat kontrol edilemez bir düzen içinde.Biz kontrol etmeye çalıştıkça o bizi kontrol ediyor,bu böyle.Bunu devam ettirmeye güç sarf ettikçe de olmayacağını çivi gibi kafalara çakıveriyor.
 
Ne güzel söylemiş John Lennon.Hayatı daha iyi tanımlayan bir cümle daha olamaz herhalde.Biz planlar yaparken yaşam başka bir yoldan geçip gidiyor.Onu kontrol etmeye çalışmadan yaşamak en tatlısı,en zevklisi.Hayatımız biz ne kadar keyif almak istiyorsak o kadar keyiflidir.Bırakın tadını çıkaralım anlık değişimlerin.Bırakın rutinlerimiz değişsin,ezber bozalım.Planlamayalım,sürüklenip gidelim hiç durmadan.

12 Şubat 2012 Pazar

AŞK BALONU

Neden geldin çocuk? Ayakların yerden kesilsin istedin değil mi? Muhteşem tatların içinde kaybolmak,mutluluktan uçarak gökyüzündeki bulutlara karışmaktı niyetin.Başka hiç bir şeyin önemi olmadan,sadece ve sadece onu düşünmek.Sen gözlerin kararsın istedin.Mantıksızca,son gününmüş gibi her saniyesini ona adamak.Aşk istedin sen,onun gerçekliğine inanmak istedin.

İnanma çocuk.Öyle bir şey yok çünkü.Seni kandırıyorlar,tatlı diye şekerle aldatılan çocuklar gibi.Sen onlara aldırma.Aldanma.

Aşk senin o sevdiğin pastanın kremasıdır çocuk.Aldatmak,kandırmak için ilk adımdır.En üst tarafı kaplar,gözünü boyar,hoştur.Ondan başlarsın yemeye keyifle.Tatlı mı tatlıdır,yumuşacıktır.Doyamazsın tadına.Onun gibisini hiç tatmamışsındır.Ama hep kandırır seni.İki parmak aldın mı bitiverir.Altından çıkan pastanın ta kendisidir.Eğer sen kremanın altındaki o pastayı iyi yapamamışsan,tarifsiz keyfin senin için bitmiş demektir.Aşk da böyledir işte.Gün gelir biter,bitecektir,bitmeye mahkumdur.Ve o gün geldiğinde hiç düşünmeden övdüğün aşkın altını sevgiyle dolduramadıysan,kremayla kendini kandırmışsan tuz buz olursun.Olma,yapma çocuk.

Aşk bir halüsinasyondur çocuk.Gördüğünü,yaşadığını sanarsın onu.Gerçeği örtbas edendir.O ilk günler hep güzeldir değil mi? Sanki dünya sadece seninle ona döner.Hiç bir şeyi umursamazsın.Herkese karşı gelir,onu savunursun.Yemez,içmez,onu görmek için bin bir yollar yaratırsın.O varken sadece gülersin.Yokken huysuzlaşırsın.Ama o güvendiğin heyecan bir yere kadardır.Uçup yok olduğunda ortada kalırsın.Çırılçıplak hissedersin kendini,bomboş.Çünkü sevmemişsindir çocuk.Asıl gerçek duygu olan sevgiyi hissetmemiş,bir balonun peşinden gitmişsindir.Sen de suçlu değilsindir ki.Kimse sana söylememiştir bunu.

Aşk hep kalır mı sandın çocuk? Bunca yıl süren evlilikleri,ilişkileri,mutlulukları o mu sürdürdü zannettin? Bunları başaran sadece sevgidir çocuk.Asıl kutsal olan odur.Sevmek,saygı duymaktır mesele.Evleri kuran,bebekleri büyüten,akşam yuvana gelmeni sağlayan,ele ele tutuşturan,düştüğünde kaldıran...Bunları yapan hiç bir zaman aşk olmamıştır çocuk.O yaramaz olandır,nankördür.İşi bitince terk edendir.Zaman geçince anlarsın gösterişli ama içi bomboş olduğunu.Çok geç olur bazen ama anlarsın.Sevginin büyüklüğünü.

Aşk senin o uçan balonlarına benzer çocuk.Rengarenk ve cıvıl cıvıl.Sevimli ama içi boş.Kayıp gökyüzüne gittiğinde sana bomboş ve hüzünlü eller bırakır.Arkasından ağlarsın,dövünürsün çünkü hiç uçup gideceği anı düşünüp hazırlamamışsındır kendini.Sadece ellerindeki dakikaların tadını çıkarmışsındır.Aşk balonunun tuzağına düşen bir kurban olduğunla kalırsın.Yukarılarda bir yerlerde patladığında sana gökyüzünden boşluk ve hayal kırıklığı düşer,biteviye yalnızlığıyla.

Aşk her zaman “ben sana demiştim”lerle biten bir oyundur sadece.

Sevgiyi aşka tercih et.Huzuru,tutkuya.

Eğer mutlu olmak istiyorsan ruhunla sev çocuk.Sadece ve ömür boyu sev.Sapmadan ve gerçekten...

12 Ocak 2012 Perşembe

BENİ BESLEYEN ŞEY BENİ YOK DA EDİYOR













“Quod me nutrit,me destruit.”

Beynimde tarifsiz bir uğultu.Terk etmek istercesine çabalıyor bedenimi.Ama gitmiyor da.Ne uyutuyor,ne uyandırıyor.Sersem olsam da sessiz kaçışlardan,ertelemelerden;gitmem gereken bir yer var bu hadsiz uğultuya rağmen.Zihnim yoluma rehber.Görme diye bir şey yok bana,gözlerimi esir etti bu illet.Öyle bir illet ki hem de,elleri her yeri sarıyor sanki.Tutuyor omuzlarımdan sımsıkı kahrolasıca.Barikatlar diziyor,izin vermiyor “O”na olan yolculuğuma.Canımı yakmakta beis görmüyor.Damarlarımdan acımasız korlar akıtıyor güldür güldür.Yaksa iyi,çürütüyor aklın alıp alamadığı ne varsa.Varsın parçalasın,ezsin zaten un ufak olmuş ruh kırıntılarımı.Ben varacağım oralara,alın yazımın biteceğini bildiğim yere.Beni ayaklandıran neyse bu engellere karşı,aynı şeyden olacak kaçınılmaz sonum belli.Her gün eriyorum takatsiz damla damla.Fark etmiyor,fark etse ya…


Sırtımda yüküm.Ağır.2 dakika nefes alayım dedim,bırakmıyor.Yolculuk değil bunun adı.Düpedüz eziyet.Kim yolculuk dediyse kahrolsun.Bana uzaktan kıs kıs gülen acımasızlığın çöllerinde sendelerken hiç umutlanma,düşmeyeceğim kahrolası.Fırtınalar çıkarıp kumlarını bana silah yapsan bile.Zorlanmam ben,yılmam.Uğraşma baş belası.Yıkılmam hissettiğim her şeyde “O”nun yüzü varken.Bedeni,nefesi,kokusu...Bir şekli yok,adı da.Neyi varsa ben uydurdum.Saplantım.Efendim.”O”nun sayesinde ayaktayım ve direniyorum,beni yok edecek olan yine “O”olsa da.Bana sahip olan,ruhumun kaynağının hırçın sularını tüketen.Aynı anda beni ayaklandıran,yaşamın eşsiz tatlarının kapılarını açan,yağmurların damlalarından damarlarıma tazelenme duygusunu aktaran.İstiyor aklım,her yerim.İstedikçe,ilerledikçe acıtıyor canımı.Acı bedende olmuyor hiç.Hep yürekte,hep zihinde.Öldürmeye hevesli olsa da ben “O”nunum.Senden çekinen kim be beynimdeki uğultu.Korkan mı var senden omzumdaki kahrolasıca el.Benim derdim “O”nunla.


Beni besleyen şey beni mahvediyor aynı zamanda.Varsın etsin,şikayet edersem namerdim…

19 Aralık 2011 Pazartesi

BİR VAMPİRİN GÜNLÜĞÜ



"Kokuyu alıyorum.Hmm,kan bu.Taze.Hoşuma gitti...Senin kanın bu ölümlü.Senin damarlarından akan kan bu.Damarlarından boğazıma akacak olan kan.Yaklaş!Önümde diz çök,ölmemek için yalvar!Ancak bunu yapmanın bir yararı olmayacak,çünkü yalvarsan da öleceksin!Yine de af dile,yücelt beni...Aslında onurlu olman,önümde diz çökmeyip bana kafa tutman beni daha çok yüceltir.Şerefinle ölmen,ölmek için savaşman daha çok hoşuma gider.Eğer istersen sana bu şansı vereceğim,savaşma şansını...Kaldır kafanı,gözlerime bak!Gözlerimde ölümü göreceksin.Ben de senin ölümünü.Zayıfsan gözlerimde ruhunu kaybedersin...Ne dedin?Kabul mü?Savaşacak mısın?Tamam.Savaş.Ama bil ki kanını içeceğim.Şansın yok,öleceksin!”


                                                                                                            Bir Vampirin Günlüğü



Yeni yılda hayata geçirmeyi planladığım dizi-hikaye projemi hazırlamakla uğraşırken paylaşmak istediğim eski yazılarımdan bir alıntı.

15 Aralık 2011 Perşembe

KADIN DEDİĞİN





















Kadın dediğin zeki olur.Aklıyla seni sarhoş eder.Atacağın adımı,yürüyeceğin yolu,seveceğin her şeyi önceden bilir.Hayatını düzenler,yönlendirir.Senden çok düşünür seni.Hayran kaldığın o zekasıyla gezdirir bambaşka diyarları.Ayaklarını yerden keser.


Kadın dediğin güçlü olur.Yılmaz öyle zorluklardan.Tökezlediğinde koluna girip ilaç olur bedenine.Düşersen eğer elleri oradadır.Kaldırır seni ayağa,yeniden başlatır hayat yürüyüşüne.Ne olursa olsun terk etmez,gitmez.Ömür boyu ellerli ellerindedir.


Kadın dediğin sadık olur.Hiç bir şey yoktur senden başka.Hayatının anlamısındır.Seninle tek başına bir odaya da kilitlense dünyanın en mutlu kadınıdır.Güven verir.Kedi gibi kıvrılıp uzanır yanına.


Kadın dediğin mert olur,çekinmez hiç bir şeyden.Sevilmediğini hissettiği an durmaz,ima etmez.Yüzüne vurur direk.Esip gürler yeri gelince,devleşir karşında.Tereddüt etmeyi sevmez.Cesaretiyle bir kez daha aşık eder erkeğini kendine.


Kadın dediğin sevgiye aç olur.Doymaz erkeğinin dokunuşlarına.Sarsın hep bedenini ister.Küçücük bir çocuktur o,ilgiye muhtaçtır.Sevdiğini sırtlamasını nasıl başarıyorsa,yeri geldiğinde onun kanatları altına huzurla girmesini de bilir.


Kadın dediğin şefkatli olur.Göğsüne kafanı koyduğun,saçlarını okşadığı o an hiç olmadığın kadar mutlu hissettirir sana.Dokunuşları öyle yumuşak,öyle ışıltılıdır ki,başka diyarlara götürür zihnini.Huzurun anlamı neyse kadının odur.Anadır çocuklarına.Fedain olur yaşam savaşında.


Kadın dediğin dostun olur,sırdaşın.Paylaşamadıklarını paylaştığındır.Yanında durup ağladığında seni teselli eden,yeri geldiğinde seninle kahkahalar atan da odur.İyi günde seven olmayı değil,kötü anının kurtarıcısı olmayı seçmiştir.En inandığındır.


Kadın dediğin metanetli olur.Acıyla parçalansa da bedeni hissettirmez,sapasağlam ayaktadır.Kan kusar,kızılcık şerbeti içtim der yeri geldiğinde.Sevdiğinin ızdırabını paylaşırken sırtını sıvazlar fedakarca.Gözünden tek bir damla bile yaş dökülmez,erkeğini savaşa uğurlayan mağrur bir eş gibi.


Kadın dediğin hayalperest olur.Düşlenilmeyeni düşler.Ufkunu genişletir,tatmadığın tatları deneme isteğini tüm hücrelerine kadar işletir.Her şeye bakış açın bambaşkadır onunla artık.Günü geldiğinde hayalleri gerçek kılıp ayaklarına serendir.


Kadın dediğin kıskanır arkadaş.Öyle kimseyle paylaşamaz seni.Gözünün içine baktı mı bir kere titrersin.Sadece o gözlerde kaybol ister.Ruhunu onun kollarında teslim etmeni bekler bir ömür boyu.Kim çıkmaya çalışırsa karşısına senin için,hiç durmaz ezer geçer.


Kadın dediğin hüzün kokar.Terk edişleri de taşır bedeninde.Yok olduğunu düşündüğün her an kor olup yağar yüreğine.Gidişi kadar hiç bir şey koymaz hayatta.O derin hüznü bakışlarıyla anlatır,kendi gözlerinden senin damarlarına akıtır.Tesellisi yoktur,yeri dolmaz.


Kadın dediğin özlenen olur.Kapılarda beklersin gelişini,sana dönüşünü.Eve attığı adımı görmeden rahat edemezsin,gözüne uyku girmez.Hata yapmışsan eğer bir kere bile ona,yağmurun altında sırılsıklam olana kadar çivilenmiş gibi kala kalırsın evinin önünde.Camdan bir kere olsun bakıp seni affetsin diye.


Kadın dediğin yeri gelir erkek olur,senin yerine geçer.Sen o,o sen olursun.Karışırsın mucizevi bir formül gibi özüyle.Bir olursun.


Kadın dediğin…kadın gibi olur işte.Bildiğin hiç bir şeye benzemez.

18 Kasım 2011 Cuma

HAYAL KIRIKLIKLARI KAVANOZU

Dünyadaki en yüksek yer neresiyse orası senindir.Usulca uçurumun kenarına çıkarsın.Hafif hafif esen rüzgar saçlarını dağıtır.Öyle güzel eser ki ferahlarsın,için bir hoş olur,gülümsersin.Ufak ufak okşar tenini,hiç kimsenin dokunmadığı gibi.Gözlerin eşsiz manzaraya bakar.Böyle bir şeyi daha önce hiç görmemişsindir.Yukarıda eşsiz gökyüzü,aşağıda uçsuz bucaksız bir arazi ve hayallerin kadar derin bir deniz...Her yerin hakimisindir.Tüm doğa adeta ona hükmetmeni bekler gibi önünde diz çökmüştür.Gözlerini kaparsın.Sanki masalsı bir ses kulağına büyüleyici ezgiler mırıldanır.Kendini boşluğa bırakıp süzülmek istersin.Bir kuş misali sana tatlı tatlı dokunan havada uçmayı hayal edersin,sanki artık hükmetmeye başlamış gibi.Ama bu hiçbir zaman gerçekleşmeyecektir.Hayatının hiç bir anında bir kuş olup uçamayacaksındır.Hayal kırıklığı böyle bir şeydir işte.Hiç bir zaman o yumuşak havayı kanatlarının altında hissedemeyeceğini öğrendiğin an gibi.Artık uçmak değil düşmek istersin.

Hayal kırıklıklarından kaçış yoktur önceleri.Yemek yemez,su içmezsin.Kaçmak,hiç var olmamak istersin.Farklı hikayeler yazarsın kendine.Değişik çehreler edinirsin.Aynaya bakamazsın.Bakmaya çalıştığın zaman da kendini görmezsin.O sen değilsindir,o seni istemezsin.Ne yaparsan yap o his hiç bir yere gitmez.Hayal kırıklıkları kavanozuna bir üye daha eklersin.

Zaman ilerledikçe kurtuldum sanırsın.Gülümsersin herkese.Maskeler takarsın,kimse içini anlamasın diye.Sadece kendini kandırırsın aslında.Bir gün bir kıvılcım tekrar hatırlatır sana her şeyi.Miden şöyle bir yanar,kan basıncın düşer.Apar topar kalkıp adım atarsın hızlı hızlı.Birer birer şuursuzca çekmeceleri dökersin.Dolaplar,bazalar,sandıklar…Ne varsa.Bir şeyler ararsın geçmişten.Ne bileyim sana verdiği bir hediye,o zamanlara ait yazılar falan gibi işte.Niye bulmak istiyorsan.Bulunca ne yapacağını bilmediğin şeyler ararsın öylece.Sonunda elinde bir tutam saç teli,eskiden çekilmiş bir kaç fotoğraf ve yarısı sıkılmış bir diş macunundan başka bir şey kalmadığını anlarsın.Yani yine hayal kırıklıklarıdır arta kalanlar.Nereden hatırlayacaksın ki,gittiğinde her şeyi almıştı zaten.Sadece sana sen hatırla diye ufacık kırıntılar bırakmıştı.Hatırla ki hiç aklından çıkmasın.Hatırla ki içindeki ızdırap ateşi sönmesin.Sırtını duvara dayayıp başka bir duvara bakarken bulursun kendini saatler sonra.O his geri gelmiştir işte.Hayallerin yine kırılmıştır.

Uyumak istersin günler çabuk bitsin diye,uyuyamazsın.
Uğraşlar bulmaya çalışırsın düşünmeyeyim diye,konsantre olamazsın.
Ne kaldıysa yakmak,kırıp dökmek istersin yok olsun diye,asla kıyamazsın.
Hayal kırıklıkları kavanozu ile baş başa kalmışsındır artık.O sana bakar,sen ona…

Aradan aylar geçer.Belki yıllar.Zor ve ağır zamanlar bir şekilde geride kalmıştır.Hayatın artık aynı değildir.Seninle birlikte değişmiştir.Hafızana değişik yüzler kazınmıştır.Farklı karakterler girmiştir hayat hikayene.Bazıları figüran,bazıları baş rol olmuştur.Unutmuşsundur o eski boğucu günleri.Başka bir tat,başka bir renk gelmiştir hayatına.Unutmuşsundur dedim ya,o kadar da unutmamışsındır.Arada bir böyle aklına gelir,sana uzaktan el sallar.Bir tebessüm oturur yüzüne,eskiden tanıdığın bir dostu hatırladığında yaptığın gibi.Böyle anlar artık sana acıyı değil,güzel ve sıcak bir anının yumuşaklığını hissettirir.Anlarsın ki boşalan kavanozu doldurmanın vakti gelmiştir.Ellerini cebine sokar,kavanozu çıkarırsın.Bu döngüyü sana tekrar yaşatacak yeni hayal kırıklıklarına doğru yelken açarsın…

15 Kasım 2011 Salı

BİR HEMINGWAY VARDI

“Dünya güzel bir yer ve uğruna savaşmaya değer”

 


Duru sularından içtim ormanın içinden geçerken.Dalları ellerimle iteledim yüzümü çizmesin diye.Rüzgar saçlarımı dağıttı,okşadı serin dokunuşlar bedenimi.Seslere yöneldim.Belki de güvendim içime orada yapayalnızken.Ayaklarım yumuşak toprağa basarken adeta pamuklara dokundu.Huşu içinde gülümsedim,sanki hep bildiğim bir melodinin nameleri kafamın içinde dans edermiş gibi.Ruhum bedenimden ayrılmıştı bu harmoni içinde.Artık bir değildim,raks ediyordum pembe gökyüzüyle.Ansızın çağırdın beni yukarılardan.Uzanmalıydım sesine,evet orada olmalıydım.Önümde diz çökmüş gelinciklerin arasından,patikalardan koştum sana doğru.Oradaydın.Yosun tutmuş bir kayanın üzerinde oturmuş sallanıyordun kendince,sallanır koltuğunda oturuyormuş gibi.Yetiştim sana,var gücümle koştum.Kurtardım seni..hayatını.Ağzına dayadığın o av tüfeğinin tetiğini hiç çekemedin.O gün kurtardım seni ve geri dönüp hiç “bir zamanlar bir Hemingway vardı” demedim.Sen hep yaşadın ve bana öğrettin.Gitmeden de kalınabileceğini hayatın damarlarında...


"Seni kollarımla sarmak ve kalbimin içine yerleştirmek istiyorum. İçindeki güzellik öyle ki, seni sonsuza kadar öpmek istiyorum. Seni sevdiğimden daha fazla ve de daha çok sevemem..."

                        Ernest Hemingway’in büyük aşkı Marlene Dietrich’e yazdığı bir mektuptan...