Geniş Film İncelemeleri etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster
Geniş Film İncelemeleri etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster

7 Kasım 2013 Perşembe

LE PASSÉ

Türkçe adı: Geçmiş
Yapım: İran, Fransa, İtalya
Gösterime girdiği sene: 2013
Türkiye’de gösterime girdiği sene: 2013
Tür: Dram, Gizem
Yönetmen: Asghar Farhadi
Senaryo: Asghar Farhadi (senaryo), Massoumeh Lahidji (hikaye)
Oyuncular: Bérénice Bejo, Ali Mosaffa, Tahar Rahim, Pauline Burlet, Elyes Aguis
Süre: 130 dk.
IMDB puanı: 7.9/10
IMDB Top 250 sırası: Yok
Metacritic puanı: 76/100
Rotten Tomatoes puanı: 94/100
Beyaz Perde puanı: Yok
Divx Planet puanı: 8.1/10
Benim puanım: 8/10



Çektiği filmler ile daha önce de muhteşem işler çıkarmış İranlı yönetmen Asghar Farhadi'yi yabancı film dalında Oscar alan A Separation ile tanımış ve sevmiştik.Film, ele aldığı toplumsal ve insani değerlerin yanında izleyiciyi karar verme konusunda arada bırakan olay örgüsü ve karakterleriyle de gönlümüzde taht kurmayı başarmış; senaryosu, yönetmenliği ve içeriği sayesinde sinema tarihinin en güçlü eserlerinden biri olmuştu.Artık iyice tanınmış bir yönetmen olan Farhadi, A Separation'dan çok da farklı olmayan yeni eseri The Past (Le Passé) ile 2 sene sonra karşımıza çıktı.Olaylara farklı açılardan baktırarak empati ve adalet yeteneğimizi geliştiren bir sırlar yolculuğu olarak tanımladığım yapımı, Filmekimi sayesinde izleme şansı bulmuştuk.İran'ı bu yılki Oscar töreninde temsil edecek The Past'in en az A Separation kadar çarpıcı olduğunu söyleyebilirim.

The Past'i A Separation ile karşılaştırmak istemiyordum aslında.Fakat o kadar benzer yanları var ki buna mecbur kalacağım.İki film arasındaki yakınlık, ele alınan konu ve hikaye nedeniyle fark ediliyor ilk olarak.Fahradi'nin kamerasının odağında evli ancak 4 senedir ayrı yaşayan Ahmad (Ali Mosaffa)ve Marie (Bérénice Bejo) çifti var.Boşanma davalarını sonuçlandırmak üzere İran'dan Fransa'ya gelen Ahmad, eşinin eski kocalarından olan çocuklarıyla sorun yaşadığını fark ediyor.Büyük kızı Lucie (Pauline Burlet) ile tüm iletişimi kopan, yeni sevgilisi Samir'in (Tahar Rahim) oğlu Fouad'a da kendini kabul ettiremeyen Marie, kocasından bir nevi yardım istiyor.Bir süre aynı çatı altında yaşamak zorunda kalan Ahmad, Marie, Samir ve çocuklar, zamanla gizli kalmış gerçeklerin kucağına düşüyorlar.A Separation'da olduğu gibi yaşananları farklı perspektiflerle sunan The Past, karakterler arasında değerlendirme yapma fırsatı tanıyor empatik izleyicilere.



Farhadi'nin nüfuz edici bir yönetmen olmasına maksimum katkıyı yapan yönü filmlerinin senaryosunu kendi yazıyor olması.Bu zamana kadar yarattığı tüm eserlerin metinleri şahsına ait.Çok güçlü ve yaratıcı olan kalemi ile kendisine esnek ve geniş oyun alanları yaratabiliyor.Karakterler ve olay örgüsü aynı kişinin zihninden çıkınca düşüncelerinizi ekrana yansıtmak hele ki vizyonunuz varsa çok basitleşiyor.Yönetmenin Massoumeh Lahidji’nin yazdığı bir hikayeden uyarladığı The Past'de de farklı bir durum yok.A Separation'da olduğu gibi karakterler arası dengeyi muazzam kurduğu bir metin hazırlamış.Gelişen olaylar karşısında herkesin eşit tesirle rol almasını sağlayarak terazinin kollarına adaletli bir yükleme yapmış.O yüzden izleyicinin analiz ve durum değerlendirmesi yapabilmek adına bolca sahası var filmde.Burada yapımın A Separation'dan farklılaşan bir özelliği göze çarpıyor.O da karakterlerin iç yapılarına, ikilemlerine ve hırslarına daha çok odaklanılmış ve yoğunlaşılmış olması.A Separation bu kadar detaylı ve derin dokunmuyordu oralara.The Past aynı zamanda çok daha fazla sır ve keskin viraj içeriyor.Olayların iç yüzü özellikle son 45 dakikada sürekli değişiyor.Çok temiz bir gidişat ve ustaca kurulmuş bağlantılar neticesinde hikaye devleşmiş.Olay kurgusu bu kadar kusursuz hazırlanmış bir esere uzun zamandır rastlamadım.Senaryo üzerinden yaptığım tüm övgülere rağmen sormak istediğim kritik bir soru var: Farhadi kendi kalemini kullanmadığı bir film çektiğinde bu kadar etkileyici olabilecek mi?

Farhadi yönetmenlik açısından A Separation'daki çizgisini koruyarak benimsediği tarzı aynen devam ettirmiş.Akıcı ve abartısız kullandığı kamerası ile hikayeye kattığı gerçeklik hissini yine hissediyorsunuz.Kadrajına oturttuğu sahnelere gizli anlamlar yükleme tandansını sürdürmeyi de ihmal etmemiş.Marie'nin çalıştığı eczanenin otomatik kapısına odaklanarak yaptığı çekim aklımda kaldı mesela.Yönetmenin son jeneriğe kadar hiç müzik kullanmaması ve seyircinin yorumuna bırakılmış bir sonla final yapması, A Separation'un tekrar edilmiş diğer noktaları olarak gözüme çarptı.


Marie rolüyle Cannes'dan ödülle dönen Bérénice Bejo, The Past'in en çok dillendirilen ismiydi.Diğer karakterlerin hikaye içerisindeki güçlü konumları nedeniyle Bejo'yu çok da "lead" bulamadım açıkçası.Sürekli bahsettiğim eşitlik çerçevesinde ondan daha fazla sivrilen oyuncular vardı.Güzel aktrisin The Artist'teki yaratıcılığına burada rastlayamadığımı itiraf etmeliyim.Oscar yarışındaki kuvvetli rakiplerine karşı fazla şansı olduğunu düşünmüyorum.Filmde asıl dikkatimi çekenler gençler oldu.Lucie ve Fouad'ı canlandıran Pauline Burlet ve Elyes Aguis'in inandırıcılıkları görülmeye değer gerçekten.Burlet'in adalet ve mahcubiyet arasında sıkışan Lucie'nin yalnızlığını başarıyla yansıttığına şahit oluyoruz.Henüz 5 yaşında olmasına rağmen Fouad'ın agresif ve isyankar portresini bir yetişkin edasıyla çizen Aguis'e ise hayran kaldım.Bundan birkaç sene sonra "bu çocuğu bir yerden tanıyorum galiba" sözlerini söyleyeceğimize eminim.The Past'in esas erkekleri Tahar Rahim ve Ali Mosaffa'nın performanslarında abartılacak bir yan olmadığını ekleyerek de oyunculuk konusunu kapayayım.

Asghar Farhadi, yeni filmi The Past ile beni sonuna kadar tatmin etti.Açıkçası her yerde böyle dolu dolu filmleri görmek istiyorum.Çok tartıştığımız ödülleri Gravity'ler değil, A Separation'lar, The Past'ler, Life of Pi'lar almalı.Başarılı yönetmeni bir kez daha tebrik ediyorum.Yalnız benzer temalı filmlerden biraz uzaklaşmasında fayda var.Bir üçüncüsünü yaparsa "kendini tekrar ediyor" eleştirilerine hazırlıklı olmalı.

31 Ekim 2013 Perşembe

PRISONERS

Türkçe adı: Mahkumlar
Yapım: ABD
Gösterime girdiği sene: 2013
Türkiye’de gösterime girdiği sene: 2013
Tür: Suç, Dram, Gerilim
Yönetmen: Denis Villeneuve
Senaryo: Aaron Guzikowski
Oyuncular: Hugh Jackman, Jake Gyllenhaal, Viola Davis, Paul Dano, Melissa Leo, Terrence Howard
Süre: 153 dk.
IMDB puanı: 8.1/10
IMDB Top 250 sırası: Yok
Metacritic puanı: 74/100
Rotten Tomatoes puanı: 81/100
Beyaz Perde puanı: Yok
Divx Planet puanı: Yok
Benim puanım: 7.9/10



Issız bir gece, yağan yağmur, ıslanmış sokaklar.Yol kenarına park ettiği aracında kahvesini yudumlayan bir dedektif ve gizemini son ana kadar saklamayı başarabilmiş bir şüpheli.Karanlık atmosferlerin, çözülmeyi bekleyen bilmecelerin, ters köşe kurguların şekillendirdiği yapımlar hangimizi cezbetmiyor? Peki günümüzde rastlamanın artık iyice zorlaştığı, kaliteli bir polisiye-gerilim izlemeyeli ne kadar oldu? Seven, Silence of the Lambs, Zodiac ve Usual Suspects'e olan özlemimizi biraz olsun The Girl with the Dragon Tatoo (Fincher'ınki değil, Oplev'inki) dindirmişti.Ancak aradan geçen zaman biz sinemaseverleri yeni arayışlara itti.Gözlerinden öpmemiz gereken Kanadalı yönetmen Denis Villeneuve, bu önemli eksiği fark edip duruma el atmış sağolsun.Amerikan gişesinden başarıyla çıkan Prisoners, bu alandaki açığı kapatmak için tam zamanında imdadımıza yetişiyor.Çevik zekasını olay kurgusuna çok ufak kusurlarla işleyen film sayesinde kasvete, heyecana ve akıl oyunlarına olan açlığınızı kesinlikle doyuruyorsunuz.

Filmimiz haldur huldur bir giriş yapmıyor olaylara.Tanrıya iletilen bir duayla yaptığı açılışın ardından kamerasını olayların merkezindeki Dover ve Birch ailelerine odaklıyor.Kısa bir tanıtımın ardından ailelerin kızları Anna ve Joy'un ortadan kaybolmalarına tanık oluyoruz.Vakanın polise intikal etmesiyle olaya dahil olan Dedektif Loki'nin (Jake Gyllenhaal) yolu, bir çocuğun IQ'suna sahip şüpheli Alex'le (Paul Dano) kesişiyor.Dava sahibi Loki ve departmanını yeterli görmeyen Anna'nın babası Keller Dover (Hugh Jackman), ikinci bir dedektif gibi ipleri eline alarak kendince araştırmaya dahil oluyor.Bu noktadan sonra Keller'ın zamanla bir hayvana dönüşmesini izliyoruz.Sevdikleri için neler yapabileceğine, şiddet sınırlarını nerelere çekebileceğine şahit oluyoruz.Tüm bunlar filmin içinde geçen "insan günahkar doğmuştur" cümlesini ve "insanlıktan çıkmadan insan olamazsın" felsefesini doğruluyor.Tanrı, suç ve günah üçgeninin çizdiği çizgiler içerisinde şekillenen Prisoners, diğer karakterlerinin geçmişine de uğradıkça iyice derinleştiriyor içeriğini.


Yapım, izleyicisini her an elinde tutmayı başarıyor.153 dakikalık bir film olmasına rağmen yüksek temposu sayesinde hiçbir dakikasında kopmuyorsunuz.Hatta filmi rahatlıkla 3 saate tamamlayabilirdim.Villeneuve'un yarattığı karanlık ve kasvetli atmosfer, 90'lı yılların kült polisiye-gerilim filmlerini aratmıyor.Böyle işlerde yağmurun oynadığı rolü ayrıca severim.Yapım bu beklentimi sonuna kadar karşılayan bol yağışlı sahnelere sahip.Hepsi atmosferi olumlu yönde etkilemiş.Gerilimin dengesi de şahane, her dakika artan heyecan bir sonraki sahneyi bekletiyor.Prisoners tüm yönleriyle seyircisinin odağı olmayı başarmış kısaca.

Filmin dolambaçlı senaryosu da yüksek oranda başarı sağlamış.Yine klasik olayları çözme hevesine giriyoruz ancak metin size düğümünü kolay kolay açtırmıyor, son anlara kadar sırrını açık etmiyor.Bu sayede yaratılan meraklı izleyici profili hikayenin sürükleyiciliğine kapılarak yapımın içine çekiliyor.Ancak filmi tamamladığınızda senaryoda birkaç açık yakalıyorsunuz.Olayları karıştırması için konulan twist öğeleri fazla olunca hikayeye tam oturamayıp havada kalıyorlar veya çok önemli olmadıkları anlaşılıyor.Bu durum yapımın kurgu mantığını birazcık zedelese de genel çerçeveye bakıldığında arada kaynayabiliyor.Filmin yaptığı şık final, izleyicinin son kez beynini yormasını sağlayarak hikayeye noktayı koyuyor.



Hugh Jackman ve Paul Dano, Keller Dover ve Alex Jones performanslarıyla eleştirmenlerden övgü aldılar.Ancak özellikle Jackman'da bilmediğimiz bir şey yok.Kendini kasmadan ortalamanın üstüne çıkardığı her zamanki oyunculuklarından birini görüyoruz.Övgü topladığı sinir patlaması sahneleri kendisinden görmeye alıştığımız performanslarından oluşuyor.Onun dışında olağan takılmış zaten.Bana göre Les Miserables performansının altında kalmış.Bu halini göz önüne alırsak Tom Hanks'in Captain Phillips'teki finalini tercih ederim.Aday olup Oscar almak istiyorsa daha özgün rollere ihtiyacı var.Kendisinden farklı şeyler görmemiz şart.Paul Dano da abartılacak bir durumda değil bana kalırsa.Komplike olmayan Alex karakterinin filmde aldığı süreyi göz önünde bulundurduğunuzda çok etkilenmediğinizi fark ediyorsunuz.Jake Gyllenhaal'ı ise bu filme bir türlü oturtup benimseyemedim.Hep eğreti durdu gözümde.Yardımcı oyuncu dalında şansı olacağını sanmıyorum.

ABD'yi sallayan Prisoners'ı izlemeden önce yapımın sadece gişeyi hedeflediğini düşünüyordum ancak şimdi Oscar yarışının içerisinde daha çok görmek istiyorum.Hatta film dalında Captain Phillips'in yerine onu izlesek hiç de fena olmaz.Bundan sonra seyircisinin gücüyle öne çıkacak yapımın kalitesini net bir şekilde ortaya koyduğunu düşünüyorum.Ülkemizde 15 Kasım'da gösterime girecek Prisoners, bu yıl izlediğim en çarpıcı eserlerden biri oldu.

27 Ekim 2013 Pazar

CAPTAIN PHILLIPS

Türkçe adı: Kaptan Phillips
Yapım: ABD
Gösterime girdiği sene: 2013
Türkiye’de gösterime girdiği sene: 2013
Tür: Aksiyon, Macera, Biyografi
Yönetmen:  Paul Greengrass
Senaryo:  Billy Ray (senaryo) , Richard Phillips, Stephan Talty (kitap)
Oyuncular:  Tom Hanks, Barkhad Abdi, Barkhad Abdirahman, Michael Chernus
Süre: 134 dk.
IMDB puanı: 8.1/10
IMDB Top 250 sırası: Yok
Metacritic puanı: 83/100
Rotten Tomatoes puanı: 94/100
Beyaz Perde puanı: 3.5/5
Divx Planet puanı: 7/10
Benim puanım: 7.6/10



Akademi Ödülleri heyecanının her geçen yıl bir kat daha arttığını düşünüyorum.Ustaların yeni nesil çalışanlarla oluşturduğu harmanın sektöre dağılması ve Akademi'nin çehresinin değişmesi sayesinde nicelik ve nitelik açısından zengin yapımların içerisinde yüzer olduk.Ancak son birkaç yılın Oscarlarını domine eden "Amerikan Rüyası" saplantısı, törene az da olsa gölge düşürmeye başladı.Milliyetçilik, kahramanlık, ırkçılık ve kölelik temaları üzerinden yapılan bu ABD propagandası, sinemaseverler arasında homurtuların yükselmesine neden oluyor.Somali açıklarındaki gerçek bir korsan saldırısını konu alan ve bu yılki törende büyük şans verileceğini tahmin ettiğimiz Captain Phillips de bu pohpohlamalardan biri.Tabii ki filmin tamamını böyle tanımlayıp üzerinde "zayıfmış" algısı yaratmayı asla istemem.Bourne serisiyle kendine hayli büyük bir hayran kitlesi edinen İngiliz Paul Greengrass'ın yönetmen koltuğunda oturduğu Captain Phillips, üzerindeki milliyetçi kostümü çıkardığında tekil olarak etkileyici durabiliyor.Ancak en iyi film dalı için değerlendirdiğimizde yeterince tatmin etmeyen bir yapım olduğu ortaya çıkıyor.

Yükünü teslim edeceği limana seyri sırasında Somali yakınlarındaki korsanlar tarafından ele geçirilen Amerikan kargo gemisi Maersk Alabama'nın kaptanı Richard Phillips.O ve 20 kişilik mürettebatı 4 korsanla birlikte okyanusun ortasındaki kaosta yalnız kalıyorlar.Önce kedi-fare oyunu olarak başlayan mücadele Amerikan deniz kuvvetlerinin olaya dahil olmasıyla bir kurtarma operasyonuna dönüşüyor.Senarist Billy Ray'in bahsettiğim olayları yazıya döktüğü metni beğenmedimi söyleyerek başlayayım.Korsanların lideri Muse ve Kaptan Phillips hakkında bilmek istediklerimiz çok yüzeysel işlenmiş ve izleyici üzerinde herhangi bir duygusal etki yaratmamışlar.Oysa karakterlere daha fazla odaklanılıp hikayeleri dramatize edilebilirdi."Kim bu adamlar, geçmişlerinde nasıl bir dram var" sorularının cevabını detaylı olarak almak isterdim.Bunları öğrenebileceğimiz bol bol zaman da vardı filmin içerisinde.Ancak onun yerine geminin filikasında boş boş zaman harcanmış ve aynı tarz diyolaglar tekrarlanmış, böylece senaryo derinliği pas geçilmiş.Oluşan boş alanlar hiç kullanılmamış ve film gereksiz yere uzatılmış.Bu durum da ister istemez izleyicinin gözüne batıyor.Aslında bu, senaristle yönetmen arasındaki uyumsuzluğun işareti de olabilir.Hiç senaryoda olmayan bu sahneler Greengrass tarafından eklenmiştir belki, bunu bilemiyorum.Ancak bildiğim bir şey varsa o da Akademi'nin filmin senaryosuna şans verecek gibi durması.Metnin Amerikan propagandası yapıyor olması bunun en önemli nedeni.


İşin içerisinde korsan saldırısı olunca izleyici de biraz olsun aksiyon bekliyor.Filmimiz bu anlamda çok dozunda, o nedenle yönetmen Paul Greengrass'ın hakkını teslim edebiliriz.Özellikle gemi ve bot arasında yaşanan kovalamacadaki dinamik tarzını çok beğendim.Zaten kendisi aksiyon konusunda her zaman tatmin ediyor, bunu kabul etmek lazım.Ancak bu başarısını filmin geneline yayamıyor ne yazık ki.Aksiyonun dışına çıktığı her an sıradan kalıyor.Yapımın temposunun ağırlık noktası da kayıyor bu nedenle.Böyle bakıldığında filme yaptığı ekstra bir katkı, bir farklılık olmadığını düşünüyorum.Kulislerde kendisine şans verilse de benim bu yılki ilk 5'imde yer alması zor gibi.Yapımın en iyi tarafının kurgusu olduğunu da paragrafa ekleyeyim.Oscarlı Christopher Rouse iyi bir iş çıkarmış bu noktada.

Captain Phillips'in dikkatleri üzerine çeken asıl yanı, girişte de bahsettiğim Amerikan milliyetçiliği destekli altyapısı.Özellikle sonlara doğru tamamen ABD'nin askeri şovuna ve güç gösterisine dönüşüyor film.Odağın sade bir kaçırılma hikyesinden böyle bir yere çekilmesi şahsen beni rahatsız etti.Eminim birçok seyirci de benimle aynı şeyleri hissetmiştir.Ancak Akademi'nin gözüne girmek için bu tarz altyapıları kurmak farz olmuş durumda.Bariz eksiklikleri bulunan yapım, Amerika'nın zaferiyle sonuçlanan bir kahramanlık hikayesi olmasaydı film dalının adayları arasında gösterilmezdi bence.


Gelelim kaptan Richard Phillips rolündeki Tom Hanks'e.Kendisine her zaman bayılmışımdır, hayranlığımı hiçbir zaman gizlemem.Filmin genelinde sıradan takılan usta oyuncu sadece son sahnede devleşmiş.Arkadan giren müziğin de eklenmesiyle duygu patlamasının yaşandığı bir atmosfer oluşmuş.Tüm filmi kesip sadece bu son sahneyi izleseniz "ne muazzam bir filmi kaçırmışım" dersiniz, o derece etkileyici.Ancak bu final performansı kendisine Oscar adaylığı için yetmeyebilir.Saving Mr. Banks'teki rolüyle yardımcı oyuncu dalındaki adaylığına kesin gözüyle baktığım Hanks, ana oyunculuk dalında da yer alırsa ilginç bir görüntü yaşamış olacağız.Ben yine de aday olursa geçtiğimiz sene "En İyi Erkek Oyuncu" dalında izlediğimiz Denzel Washington gibi vasat kalmasından endişe ediyorum.Zira Washington da Flight'daki tek bir sahne sayesinde yarışmaya hak kazanmıştı.Bir parantez de Somalili korsan Muse rolündeki Barkhad Abdi'ye.Kendisi filmin en canlı ismi olmuş, performansı çok gerçekçi.Bu sene oyunculuk dalında aday olarak görsem hiç şaşırmam hatta çok mutlu olurum.Bundan sonra önüne çıkacak şansları iyi değerlendirebileceğini düşünüyorum.

Captain Phillips otoritelerin abarttığı kadar yok.Ortalama üstü bir film görünümünde.İkinci defa izlenecek derinlikte bir kompozisyon olduğunu düşünmüyorum.Ancak "Amerikan Rüyası" iteklemesiyle bir yerlere getirileceği kesin.Yine de bu eleştiriyi yaparken suçu biraz kendimizde arayalım.Her yıl aylarca konuştuğumuz Oscarlar onların ödülleri değil mi?


16 Ekim 2013 Çarşamba

DON JON

Türkçe adı: Kalbim Sende
Yapım: ABD
Gösterime girdiği sene: 2013
Türkiye’de gösterime girdiği sene: 2013
Tür: Komedi, Dram
Yönetmen:  Joseph Gordon-Levitt
Senaryo:  Joseph Gordon-Levitt
Oyuncular:  Joseph Gordon-Levitt, Scarlett Johansson, Julianne Moore
Süre: 90 dk.
IMDB puanı: 7.3/10
IMDB Top 250 sırası: Yok
Metacritic puanı: 66/100
Rotten Tomatoes puanı: 82/100
Beyaz Perde puanı: 3/5
Divx Planet puanı: 7.8/10
Benim puanım: 7.5/10



500 Days of Summer, Inception ve The Dark Knight Rises filmleriyle adından sıkça söz ettiren Amerikalı aktör Joseph Gordon-Levitt, geçtiğimiz hafta vizyona giren, hem yazdığı hem de yönettiği Don Jon ile karşımıza çıktı.Porno bağımlısı Jon'un hayatından kesitler sunan yapım, oyunculuk dışında yetenekleri olduğunu daha önceden bildiğimiz Levitt'in ilk yönetmenlik denemesi olma özelliğini taşıyor.Kadrosu geçtiğimiz haftalarda yeniden "Yaşayan En Seksi Kadın" seçilen Scarlett Johansson ile desteklenen Don Jon, başucu filmi olmayı vadetmese de Levitt'in yönetmenlik kariyeri için çok olumlu sinyaller veriyor.

Kahramanımız Jon (Joseph Gordon-Levitt), kadınların "hayır" diyemediği, günümüzün modern çapkınlarından.Her gece dostlarıyla çıktığı avlarda özenerek çalıştırdığı vücudu ve laf yapan ağzıyla sonuca kolay ulaşan biri.Ancak her çapkın gibi onun da kitabında bağlanmak yok.Birlikte olduğu tüm hatunlar tek gecelik ve seks için birer araç görevi görüyorlar.Jon'un seks konusundaki ritüelist tavrı günlük hayatına da yansıyor.Araba kullanırken sürekli sinirli olması, evini kendi temizlemesi ve kilisedeki düzenli günah çıkarma seansları bu tavra örnek verilebilir.Ancak tüm bu özelliklerini ve alışkanlıklarını geride bırakan çok baskın bir tarafı var.O da pornoya olan akıl almaz bağımlığı.Seksten bile üstün tuttuğu ve asla vazgeçemeyeceği bir yaşam tarzı bu onun için.Seks yaptığı gecelerde bile hazzın doruklarına ulaşabilmek için porno izleyip mastürbasyon yapmaktan geri kalmıyor.Ve en önemlisi de bu özelliğine hiç dur diyemiyor.Düzenini tüm bu ritüellerin üzerine kuran Jon'un hayatı, göz kamaştıran Barbara'ya (Scarlett Johansson) tutulması ile değişiveriyor.Zamanla onu sevmeye ve bağlanmaya başlıyor.Ciddi bir ilişkinin gerektirdiği her türlü evreyi yaşamak durumunda kaldığından alışkanlıklarından uzaklaşıyor.Barbara'nın iteklemeleriyle birlikte hayatı boyunca vazgeçmediği ritüellerden feragat etmeye başlaması çatışmaları ve tartışmaları beraberinde getiriyor.Hikayeye gizemli Esther karakteri (Julianne Moore)de dahil olunca işler daha ilginçleşiyor, Jon kişiliğine dair bilmediklerini ve fark etmediklerini keşfetmeye başlıyor.Tüm hikayesini finaliyle birleştiren Don Jon, seyircisine iletmek istediği mesajı da aktarmayı başarıyor:"Her şey paylaşınca güzeldir".





Aktörlük dışında müzikle de çok sıkı fıkı olan Joseph Gordon-Levitt, yönetmenliğe hiç yabancı değil aslında.Daha önceden çektiği 5 kısa filmi var.Don Jon onun ilk uzun metraj yönetmenlik deneyimi ve ben kendisinin filmdeki tarzını çok beğendim.Levitt'in kamerasının hikayenin akıcılığına ve izlenebilirliğine direk etkisi olduğunu düşünüyorum.Jon'un ritüellerden oluşan hayatına parallellik gösteren sahne çekimleri filmin de teknik anlamda bir ritüeller yığınına dönüşmesini sağlamış.Yüze yapılan yakın çekimler, bilgisayarın açılma animasyonu, Jon'un dış sesi gibi küçük ama çok etkili detayları da unutmayalım.Hepsi belli bir tarzın eseri.Levitt'in oyunculuk anlamında da en başarılı olduğu film diyebilirim Don Jon'a.Scarlett Johansson ise aklımı başımdan aldı ancak oyunculuğuyla değil güzelliğiyle.Yeniden kavuştuğu "en seksi kadın" ünvanının hakkını gerçekten veriyor.Oyunculuğu çok dikkatimi çekmese de güzelliği yeterince çekti diyebilirim.Aslında filmde Esther karakterini canlandıran Julianne Moore'un Johansson'dan daha tesirli olduğunu düşünüyorum.Hikayedeki konumu itibariyle öne çıkıp Johansson'un etkisini gölgelemiş gibi geldi bana.

Pornografi bağımlılığına hiç çekinmeden temas eden Don Jon, fazla beklenti yaratmadığından keyifli dakikalar geçirmenizi sağlıyor.Levitt ilk uzun metraj yönetmenlik tecrübesinde sınıfı geçmiş.Özellikle kadınların Don Jon'u izlemesi şart zira erkeklerin saklı psikolojisi hakkında gerçekçi bir deneyim yaşayacaklar.Bayramda vaktini sinemaya ayıracaklar için şimdiden iyi seyirler.

13 Ekim 2013 Pazar

GRAVITY

Türkçe adı: Yerçekimi
Yapım: ABD, İngiltere
Gösterime girdiği sene: 2013
Türkiye’de gösterime girdiği sene: 2013
Tür: Dram, Bilimkurgu, Gerilim
Yönetmen: Alfonso Cuarón
Senaryo: Alfonso Cuarón, Jonas Cuarón
Oyuncular: Sandra Bullock, George Clooney
Süre: 91 dk.
IMDB puanı: 8.7/10
IMDB Top 250 sırası: 40
Metacritic puanı: 96/100
Rotten Tomatoes puanı: 97/100
Beyaz Perde puanı: 5/5
Divx Planet puanı: 9.5/10
Benim puanım: 7.8/10




Uzun zamandır merakla beklenen Alfonso Cuarón'un Gravity'si Cuma günü izleyicisiyle buluştu.Yabancı kaynaklardan tam not alan bu uzay macerasını belki de Filmekimi'nde izleme şansı bulacaktık ancak kısmet olmadı.Gravity, Oscar aday adaylarının yavaş yavaş öne çıktığı dönemde özellikle ana dalların güçlü yapımları arasında gösterilmekte.Evet, bazı açılardan epik ve orijinal bir eserle karşı karşıyayız ancak filmin Kubrick eseri 2001: A Space Odyssey ile karşılaştırılıp abartılması biraz abes kaçıyor.Y Tu Mamá También ve Children of Men ile kendini kabul ettirmiş Cuarón'un son gözdesi, temelinde yatan eksikleriyle ödül töreni için sağlam darbeler alıyor zira.

2 Ekim 2013 Çarşamba

BLUE JASMINE

Türkçe adı: Mavi Yasemin
Yapım: ABD
Gösterime girdiği sene: 2013
Türkiye’de gösterime girdiği sene: 2013
Tür: Komedi, Dram
Yönetmen: Woody Allen
Senaryo: Woody Allen
Oyuncular: Cate Blanchett, Alec Baldwin, Sally Hawkins, Peter Sarsgaard
Süre: 98 dk.
IMDB puanı: 7.8/10
IMDB Top 250 sırası: Yok
Metacritic puanı: 78/100
Rotten Tomatoes puanı: 91/100
Beyaz Perde puanı: 4/5
Divx Planet puanı: 7.5/10
Benim puanım: 7.7/10




Nedendir bilemiyorum ama Woody Allen'ın tarzına hiç ısınamamışımdır.Annie Hall'dan çabuk sıkılmış, Midnight In Paris'ten nefret etmiş, You Will Meet A Tall Dark Stranger ve To Rome With Love'ı silik bulmuş, sadece Vicky Cristina Barcelona'yı severek izlemiş bir insanım.Ancak Allen'ın bu seferki çalışması düşüncelerimi, birkaç sağlam nedenden ötürü olumlu yönde değiştirdi.Gerçek hayatta çevremizdekilerin başına gelse şaşırmayacağımız olayların samimi bir mizahla anlatıldığı ve Cate Blanchett'in muazzam bir performansla taçlandırdığı Blue Jasmine, yönetmene en yakın hissetiğim film oldu.Şunu gönül rahatlığıyla söyleyebilirim ki, Allen hayranlarının zaten çok seveceği filmi yönetmenin bu zamana kadar etkileyemediği kesim de büyük bir keyifle seyredecek.

28 Eylül 2013 Cumartesi

DIANA

Türkçe adı: Diana
Yapım: İngiltere, Fransa, Belçika, İsveç, Mozambik
Gösterime girdiği sene: 2013
Türkiye’de gösterime girdiği sene: 2013
Tür: Biyografi, Dram
Yönetmen: Oliver Hirschbiegel
Senaryo: Steven Jeffreys (senaryo) , Kate Snell (roman)
Oyuncular: Naomi Watts, Naveen Andrews, Douglas Hodge
Süre: 113 dk.
IMDB puanı: 4.3/10
IMDB Top 250 sırası: Yok
Metacritic puanı: 23/100
Rotten Tomatoes puanı: 3/100
Beyaz Perde puanı: 2.5/5
Divx Planet puanı: 4.6/10
Benim puanım: 7.4/10



Bir döneme damgasını vurmuş, yaşadığı yıllarda dünyanın en ünlü kadını olarak gösterilmiş Galler prensesi Diana, kendi ismiyle sinemaya aktarılan hikayesi sayesinde yeniden dünya gündemine oturdu.Ancak yapım ilk günden itibaren sinema eleştirmenlerinin ve sinemaseverlerin ağır eleştirilerine maruz kaldı, yerin dibine sokuldu.Olayları aktarış şekli, oyunculukları ve gerçekçiliği acımasızca yorumlandı.Oscar gecesinde öyle veya böyle adaylık kapmasını beklediğimiz yapıma haksızlık edildiğini düşünüyorsanız sizi böyle alalım.Yönetmenliğini Das Experiment ve Der Untergang'dan tanıdığımız Alman Oliver Hirschbiegel'in yaptığı Diana bu kadar eleştiri alacak bir film değil çünkü.

24 Eylül 2013 Salı

RUSH

Türkçe adı: Zafere Hücum
Yapım: ABD, Almanya, İngiltere
Gösterime girdiği sene: 2013
Türkiye’de gösterime girdiği sene: 2013
Tür: Aksiyon, Biyografi, Dram
Yönetmen: Ron Howard
Senaryo: Peter Morgan
Oyuncular: Daniel Brühl, Chris Hemsworth, Olivia Wilde, Alexandra Maria Lara
Süre: 123 dk.
IMDB puanı: 8.4/10
IMDB Top 250 sırası: Yok
Metacritic puanı: 72/100
Rotten Tomatoes puanı: 88/100
Beyaz Perde puanı: 3.5/5
Divx Planet puanı: 6.5/10
Benim puanım: 7.9/10




Formula 1 çoğu insan için farklı bir anlam taşır.Bir yarıştan ötedir, tutkudur.Kimilerinin hayatı olur çıkar.Bir sinemasever olarak yıllardır böyle ruhu olan bir sporun sağlam örneklerini görmek istedim sinemada.Çünkü mazisinde pek çok efsanevi pilotu barındırmış Formula 1'in tarihinden inanılmaz hikayeler çıkacağına inanıyordum.Sanırım bu düşüncelerim bir şekilde duyuldu.Eleştirmenlerden büyük övgüler alan Rush, işte bu destansı hikayelerden birini beyaz perdeye başarıyla taşıyor.Birbirlerine ölümüne rakip iki Formula 1 pilotunun yaşamını adrenalin, hız ve tutkuyla harmanlayarak adeta nefesleri kesiyor.

5 Eylül 2013 Perşembe

THE CONJURING

Türkçe adı: Korku Seansı
Yapım: ABD
Gösterime girdiği sene: 2013
Türkiye’de gösterime girdiği sene: 2013
Tür: Korku, Gerilim
Yönetmen: James Wan
Senaryo: Chad Hayes, Carey Hayes
Oyuncular: Patrick Wilson, Vera Farmiga, Ron Livingston
Süre: 112 dk.
IMDB puanı: 7.7/10
IMDB Top 250 sırası: Yok
Metacritic puanı: 68/100
Rotten Tomatoes puanı: 86/100
Beyaz Perde puanı: 4/5
Divx Planet puanı: 7.8/10
Benim puanım: 7.8/10





Sinema izleyicisini korkutmak artık gerçekten çok zor.İnsanlar klişe konulardan, kendini tekrar eden kurgulardan sıkıldılar.Yapımcı ve yönetmenler için farklı senaryolar bulmak da zorlaştı.Son zamanlarda hikayelerin içine fantastik öğeler kondu, yine olmadı.Özellikle bir kaç senedir çekilen neredeyse her korku/gerilim filminin temeli, bıkkınlık veren "geçmişi sorunlu ev" temasından meydana geliyor.The Conjuring'in fragmanını izlediğimde yine bu tarz klişe bir filmin geldiğini düşünmüştüm.Düşünmez olaydım.Yapım benimsediği tarz ve yönetmeninin dokunuşuyla bilindik temaları stilize etmiş.Benim gibi çok farklı olmadıkça korku filmlerinden etkilenmeyen birini bile sağlam bir biçimde silkelemeyi başardı.Çok tedirgin olacağınızı baştan söyleyeyim.

17 Mayıs 2013 Cuma

SIDE EFFECTS

Türkçe adı: Acı Reçete
Yapım: ABD
Gösterime girdiği sene: 2013
Türkiye’de gösterime girdiği sene: 2013
Tür: Dram, Suç, Gerilim
Yönetmen: Steven Soderbergh
Senaryo: Scott Z. Burns
Oyuncular: Rooney Mara, Channing Tatum, Jude Law, Catherine Zeta-Jones
Süre: 106 dk.
IMDB puanı: 7.2/10
IMDB Top 250 sırası: Yok
Metacritic puanı: 75/100
Rotten Tomatoes puanı: 85/100
Beyaz Perde puanı: 2.5/5
Divx Planet puanı: 6.9/10
Benim puanım: 7.6/10




Son zamanlarda düşüşte olduğunu gördüğüm Steven Soderbergh'in yönettiği Side Effects fragmanı ile ilgi çeken bir işti.Psikolojik sorunların ve antidepresan ilaçların, keskin dönüşlerle dolu bir hikayeye entegre edildiği izlenimini veriyordu.Filmin fragmanda vadettiği ile verdiğinin paralel olduğunu söyleyebilirim.İzleyiciyi çok parlamadan tatmin etmeyi başarıyor.İlaç sektörüne de inceden bir gönderme yapıyor.

9 Mayıs 2013 Perşembe

STOKER


Türkçe adı: Lanetli Kan
Yapım: ABD, İngiltere
Gösterime girdiği sene: 2013
Türkiye’de gösterime girdiği sene: 2013
Tür: Dram, Gizem, Gerilim
Yönetmen: Chan-wook Park
Senaryo: Wentworth Miller, Erin Cressida Wilson (senaryo)
Oyuncular: Mia Wasikowska, Matthew Goode, Nicole Kidman
Süre: 99 dk.
IMDB puanı: 7.5/10
IMDB Top 250 sırası: Yok
Metacritic puanı: 58/100
Rotten Tomatoes puanı: 67/100
Beyaz Perde puanı: 4/5
Divx Planet puanı: 7.2/10
Benim puanım: 7.4/10




"Hiç yanınızda bulunmayan birine aileden diyebilir misiniz?"


Oldboy ile çağdaş sinemaya farklı bir şekilde bakmamı sağlayan yönetmen Chan-wook Park'ın Hollywood'a ilk adım attığı filmi Stoker'ın herhangi bir türe ait olduğunu söylemek zor.Babasının ölümünden sonra manen tökezleyen India'nın, aniden ortaya çıkan ve varlığından hiç haberdar olmadığı gizemli amcası Charles'la tanışarak hayatının değişmesini ve kendini keşfetmesini betimleyen hikaye farklı janrların harmanından yapılanmaya çalışıyor.Ancak işin aslında yapımı nasıl tanımladığınızın ya da hangi gözle izlediğinizin çok da önemi yok.Chan-wook Park'ın dokunuşları dışında silik kalan Stoker tam bir yönetmen filmi çünkü.

30 Nisan 2013 Salı

OBLIVION


Türkçe adı: Unutulma
Yapım: ABD
Gösterime girdiği sene: 2013
Türkiye’de gösterime girdiği sene: 2013
Tür: Bilim-kurgu, Aksiyon, Macera
Yönetmen: Joseph Kosinski
Senaryo: Joseph Kosinski (çizgi roman) , Karl Gajdusek, Michael DeBruyn (senaryo)
Oyuncular: Tom Cruise, Morgan Freeman, Olga Kurylenko, Andrea Riseborough
Süre: 124 dk.
IMDB puanı: 7.2/10
IMDB Top 250 sırası: Yok
Metacritic puanı: 54/100
Rotten Tomatoes puanı: 56/100
Beyaz Perde puanı: 2.5/5
Divx Planet puanı: 7.3/10
Benim puanım: 7.0/10



Oblivion yazdığım ilk Tom Cruise filmi olarak tarihe geçiyor sevgili okuyucular.Kendisi artık yaşlanma evresine girdi.Vanilla Sky, War of the Worlds ve Minority Report gibi filmleriyle bilim kurguya hiç yabancı olmayan aktör, bu kez yönetmeninin yaratmış olduğu bir çizgi romanın sinema uyarlaması için kamera karşısına geçmiş.Sıkı beklentiler içerisine girdiğim Oblivion'dan maalesef tatmin olamadan ayrıldığımı söylemem gerekiyor.

13 Mart 2013 Çarşamba

GANGSTER SQUAD


Türkçe adı: Suç Çetesi
Yapım: ABD
Gösterime girdiği sene: 2013
Türkiye’de gösterime girdiği sene: 2013
Tür: Aksiyon, Suç, Dram
Yönetmen: Ruben Fleischer
Senaryo: Will Beall, Paul Lieberman (kitap)
Oyuncular: Sean Penn, Josh Brolin, Ryan Gosling, Emma Stone, Nick Nolte
Süre: 113 dk.
IMDB puanı: 7.0/10
IMDB Top 250 sırası: Yok
Metacritic puanı: 40/100
Rotten Tomatoes puanı: 32/100
Beyaz Perde puanı: 2.5/5
Divx Planet puanı: 8.3/10
Benim puanım: 6.8/10

 
 
 
 
Film Noir etkisindeki yapımlara birazcık zaafım var.Bu nedenle gerçek bir hikayeden esinlenen ve bizleri 50’li yılların Los Angeles’ına, gangsterlerin fink attığı bir suç dünyasına götüren Gangster Squad'ın neye benzeyeceğini uzun zamandır merak ediyordum açıkçası.Bu özelliklere çarpıcı oyuncu kadrosu da eklenince kendisini izlemek farz oldu.Haftasonu bu şansı yakaladım.Beklediğime değmiş mi bakacağız.

17 Şubat 2013 Pazar

LES MISÉRABLES


Türkçe adı: Sefiller
Yapım: İngiltere
Gösterime girdiği sene: 2012
Türkiye’de gösterime girdiği sene: 2013
Tür: Dram, Müzikal, Romantik
Yönetmen: Tom Hooper
Senaryo: William Nicholson, Alain Boublil, Claude-Michel Schönberg, Herbert Kretzmer (senaryo) , Victor Hugo (roman)
Oyuncular: Hugh Jackman, Russell Crowe, Anne Hathaway, Amanda Seyfried
Süre: 158 dk.
IMDB puanı: 7.9/10
IMDB Top 250 sırası: Yok
Metacritic puanı: 63/100
Rotten Tomatoes puanı: 70/100
Beyaz Perde puanı: 3.4/5
Divx Planet puanı: 7.0/10
Benim puanım: 7.5/10

 

 
2 sene önce The King’s Speech’le neredeyse bütün ödülleri toplayan Tom Hooper’ın, Victor Hugo eseri Sefiller’i bir kez daha beyazperdeye aktaracağını duyduğumda çok meraklanmıştım açıkçası.Müzikal kararı riskliydi ancak kendisine güvenim tamdı.Şimdi çıkardığı işe bakınca bu güvenin boşa olmadığını, yönetmenin kendini geliştirdiği yönleri fazlasıyla sergileyebildiğini görüyorum.Kölelik temasının bolca kullanıldığı son dönemdeki popüler eserlerin arasına girmekten hiç çekinmeyen Hooper’ın Les Misérables’i, romanı gibi başyapıt olmasa da seyri keyifli bir eser olarak karşımızda durmakta.


13 Şubat 2013 Çarşamba

LINCOLN


Türkçe adı: Lincoln
Yapım: ABD
Gösterime girdiği sene: 2012
Türkiye’de gösterime girdiği sene: 2013
Tür: Biyografi, Dram, Tarih
Yönetmen: Steven Spielberg
Senaryo: Tony Kushner (senaryo) , Doris Kearns Goodwin (kitap)
Oyuncular: Daniel Day-Lewis, Sally Field, Tommy Lee Jones, David Strathairn, Joseph Gordon-Levitt
Süre: 150 dk.
IMDB puanı: 7.8/10
IMDB Top 250 sırası: Yok
Metacritic puanı: 86/100
Rotten Tomatoes puanı: 90/100
Beyaz Perde puanı: 4.5/5
Divx Planet puanı: 6.5/10
Benim puanım: 7.7/10

Schindler’s List, Empire of the Sun ve Saving Private Ryan gibi başyapıtlarıya dünya sinema tarihine damgasını vurmuş yönetmenlerin başında gelen Steven Spielberg’ün son zamanlardaki çalışmaları sektör içinde tartışılmaya başlanmıştı.Geçtiğimiz seneki filmi War Horse ile eski günlerinden uzak bir görüntü çizen büyük yönetmen ise Amerika Birleşik Devletleri’nin belki de en efsane ismini sinema perdesine taşıyarak bu tartışmalara güçlü bir nokta koymuş.Zenci köleliğini kaldırması nedeniyle köklü bir ulusun kahramanı olan eski ABD Başkanı Abraham Lincoln’e hayat verdiği Lincoln’de Spielberg, sevenlerini yeniden heyecanlandırabileceğinin sinyallerini vermekte.

10 Şubat 2013 Pazar

AMOUR


Türkçe adı: Aşk
Yapım: Fransa, Almanya, Avusturya
Gösterime girdiği sene: 2012
Türkiye’de gösterime girdiği sene: 2012
Tür: Dram, Romantik
Yönetmen: Michael Haneke
Senaryo: Michael Haneke
Oyuncular: Jean-Louis Trintignant, Emmanuelle Riva, Isabelle Huppert
Süre: 127 dk.
IMDB puanı: 8.0/10
IMDB Top 250 sırası: Yok
Metacritic puanı: 94/100
Rotten Tomatoes puanı: 93/100
Beyaz Perde puanı: 3.5/5
Divx Planet puanı: 7.6/10
Benim puanım: 7.8/10

 

Herkesin keşfetmemesini istediğim üstad Michael Haneke’nin herhangi bir filmini izlemek sinemaseverler için her zaman büyük bir ayrıcalık olmalı.Kendini bu sanata adamış, hayata bizlerden çok farklı gözlerle bakan bir adamdır çünkü.Çoğu eserinde burjuvanın burnundan getirmiş; sadece kendisiyle ilk tanışanları değil, tarzına aşina olanları da şaşırtmayı her seferinde başarmıştır.”Haneke bir film çekse de izlesek” ya da ”acaba bu sefer ne yapacak” diye beklentiler içine girdiğimiz bu büyük sinemacı, “saf sinema” anlayışını devam ettirdiği son filmi Amour’da bu defa, iki yaşlı insanın hayatı ile tüm psikolojimizi dağıtarak “fazla bekletmedim umarım” demekte.

5 Şubat 2013 Salı

DJANGO UNCHAINED


Türkçe adı: Zincirsiz
Yapım: ABD
Gösterime girdiği sene: 2012
Türkiye’de gösterime girdiği sene: 2013
Tür: Macera, Dram, Western
Yönetmen: Quentin Tarantino
Senaryo: Quentin Tarantino
Oyuncular: Jamie Foxx, Christoph Waltz, Leonardo DiCaprio, Samuel L. Jackson, Kerry Washington
Süre: 165 dk.
IMDB puanı: 8.6/10
IMDB Top 250 sırası: 37
Metacritic puanı: 81/100
Rotten Tomatoes puanı: 88/100
Beyaz Perde puanı: 5/5
Divx Planet puanı: 8.4/10
Benim puanım: 8.7/10

 

Kafasında birkaç tahtası eksik, dahi yönetmen Quentin Tarantino’nun kendisini sevsem de tarzına bir türlü ısınamamıştım.Pulp Fiction, Kill Bill, Reservoir Dogs, Death Proof gibi filmleri hiç bana hitap etmemişti.Ta ki Inglourious Basterds’i izleyene kadar.Usta işi bu eser Tarantino’ya olan bakış açımı değiştirmişti.Ancak şimdi görüyorum ki başarılı yönetmen çıtasını olabilecek en yüksek yere yeni filmiyle koymuş.İşte beyni başka çalışan bu rahatsız sanat adamı, Amerikan İç Savaşı öncesindeki siyah-beyaz ayrımı ve kölelik konusuna hafif  kara mizahla yaklaştığı; ancak yine hikayeyi o alıştığımız şiddet dolu tarzıyla pekiştirdiği son başyapıtıyla karşımızda: Django Unchained.

1 Şubat 2013 Cuma

BEASTS OF THE SOUTHERN WILD


Türkçe adı: Düşler Diyarı
Yapım: ABD
Gösterime girdiği sene: 2012
Türkiye’de gösterime girdiği sene: 2013
Tür: Dram, Fantastik
Yönetmen: Benh Zeitlin
Senaryo: Lucy Alibar, Benh Zeitlin (senaryo) , Lucy Alibar (tiyatro oyunu)
Oyuncular: Quvenzhané Wallis, Dwight Henry, Levy Easterly
Süre: 93 dk.
IMDB puanı: 7.4/10
IMDB Top 250 sırası: Yok
Metacritic puanı: 86/100
Rotten Tomatoes puanı: 86/100
Beyaz Perde puanı: 5/5
Divx Planet puanı: 7.6/10
Benim puanım: 7.2/10

 

 
Bu senenin bağımsız film kontenjanını kullanarak karşımıza gelen Beasts of the Southern Wild, yönetmeninin ilk uzun metraj denemesi olmasından ve tamamen profesyonel olmayan oyuncular kullanmasından dolayı dikkatleri üzerine çekiyor.Sundance ve Cannes film festivallerinde ödülleri topladıktan sonra gözünü Oscar’a diken yapımın hedefi basit bir kurgu ile de hayata dair dolu dolu mesajlar verilebileceğini kanıtlamak.

29 Ocak 2013 Salı

LAWLESS


Türkçe adı: Kanunsuzlar
Yapım: ABD
Gösterime girdiği sene: 2012
Türkiye’de gösterime girdiği sene: 2013
Tür: Suç, Dram
Yönetmen: John Hillcoat
Senaryo: Nick Cave (senaryo) , Matt Bondurant (roman)
Oyuncular: Tom Hardy, Shia LaBeouf, Guy Pearce, Jason Clarke, Jessica Chastain, Gary Oldman
Süre: 116 dk.
IMDB puanı: 7.3/10
IMDB Top 250 sırası: Yok
Metacritic puanı: 58/100
Rotten Tomatoes puanı: 67/100
Beyaz Perde puanı: 2.5/5
Divx Planet puanı: 7.0/10
Benim puanım: 7.6/10

 

Amerikalı film yapımcılarının tarihlerinde yatan en ufak hikayeyi bile sinemaya aktarmada sorun yaşamadıkları artık inkar edilemez bir gerçek.Bunun son örneği de aşırı testesteron yüklü bir suç ve dönem filmi olan Lawless.Sağlam oyuncu kadrosuna göre mütevazi bir tavır sergileyen yapım, fazla beklenti ile izlenmediğinde yeterli derecede tatmin ediyor.Şöyle esaslı suç filmlerine hasret kaldığımız bu günlerde biraz olsun hararetimizi alıyor.

27 Ocak 2013 Pazar

ZERO DARK THIRTY


Türkçe adı: Zero Dark Thirty
Yapım: ABD
Gösterime girdiği sene: 2012
Türkiye’de gösterime girdiği sene: 2013
Tür: Dram, Tarih, Gerilim
Yönetmen: Kathryn Bigelow
Senaryo: Mark Boal (senaryo)
Oyuncular: Jessica Chastain, Joel Edgerton, Chris Pratt
Süre: 157 dk.
IMDB puanı: 7.7/10
IMDB Top 250 sırası: Yok
Metacritic puanı: 95/100
Rotten Tomatoes puanı: 93/100
Beyaz Perde puanı: 3.3/5
Divx Planet puanı: 4.2/10
Benim puanım: 7.0/10





Son zamanların parlayan yıldızı yönetmen Kathryn Bigelow, 2010 yılında 6 Oscar ödülü kazanan Hurt Locker adlı filminin ardından bu yılki törende Zero Dark Thirty ile şansını denemeye hazırlanıyor.Bu defa işi zor gözüküyor zira 11 Eylül’den Usame Bin Ladin’in yakalanmasına kadar geçen süredeki tüm olayları mercek altına almaya çalışan filmin performansı, herkesin kafasında soru işareti olarak kalmış durumda.Buna rağmen önemli dallarda gelen Oscar adaylıkları şimdilik Bigelow’un yüreğine su serpmiş gibi.