tv etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster
tv etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster
18 Ağustos 2013 Pazar
KÖŞEYİ DÖNEN YERLİ OYUNCULAR
Türk dizi sektörünün önlenemeyen büyümesi dengeleri allak bullak etmeye devam ediyor.Bu arz-talep artışının sonucu olarak dizi oyuncularının bölüm başına aldıkları rakamlar da muazzam boyutlara ulaştı.Kendilerine adeta servet ödeniyor. İşte o dudak uçuklatan ücretlerden bazıları.
6 Mayıs 2013 Pazartesi
SPARTACUS'E VEDA : WAR OF THE DAMNED
Bir televizyon efsanesi daha sona erdi.Bir sonraki bölümünü büyük bir gazla beklediğimiz Spartacus artık yok, olmayacak.Dizinin son sezonu War of the Damned gözleri yaşartan bir sonla bittiğinde bizler, yapımın üç buçuk senelik geçmişini şöyle bir gözlerimizin önünden geçirdik.Ne kadar da harika bir tecrübe yaşadığımızı bir kez daha anladık.Özellikle ben çok etkilendim bu sondan.Ağzımda buruk bir tatla da olsa kendisine çok alıştığım bu kahraman adam ve silah arkadaşlarının beyaz cama veda ettiği sezonu özetlemem gerektiğini biliyorum.
16 Ağustos 2012 Perşembe
REVOLUTION : YENİ BİR BAŞLANGIÇ
Aylar önce Alcatraz dizisinin haberini bu sayfalarda
vermiştim.Şimdi karşımızda yine bir J.J. Abrams dizisi duruyor.Distopik bir
dünyada geçecek olan Revolution adlı bu yeni bilim-kurgu dizisi, özellikle
ilginç konusu ve hikayesiyle bekleneni veremeyen Alcatraz’ın hayal kırıklığını
unutturacak gibi duruyor.Supernatural dizisinin yaratıcısı Eric Kripke ile
birlikte bu yola baş koyan Abrams, Lost’taki o muhteşem havayı tekrar
yakalayabilmek için ter dökecek.
Madem ilginç konu dedik, ilk olarak oradan başlayalım
anlatmaya.İnsanlar günlük yaşantılarını normal bir şekilde sürdürürlerken,
dünya üzerinde enerji olarak adlandırılan her şey aniden yok olur.Elektrik tarihe karışır.Araçlar çalışmaz,uçaklar uçmaz hatta piller bile işe
yaramaz hale gelir.Günümüzde enerji ile çalışan her şey işlevsiz kalır.Dünya
karanlığa ve kocaman bir bilinmezliğin içine gömülür.
Nasıl meydana geldiği anlaşılamayan bu olaydan 15 sene sonra
dünya artık o modern görünümünü tamamen kaybetmiştir.Enerjinin olmayışı dünyayı
viran etmiş, neredeyse ilk var olduğu zamanlardaki haline
geriletmiştir.Hükümetler çökmüş,siyasetçiler yok olmuş,günümüzdeki işleyiş
kaybolmuştur.Yerlerine kendi düzenlerini kendileri sağlayan derebeyler ve
lordlar türemiştir.Güven ortamı tamamen ortadan kalkmış,dünya bir anlamda vahşi
batıya dönmüştür.
İşte dizimizin hikayesi tam bu noktadan sonra
başlıyor.Açıkçası post apokaliptik bir dönemde geçen bu distopik macera beni
fazlasıyla cezbetti.Konu seçimi bence şahane olmuş.Özellikle fragmanı izlerken
çok heyecanlandığımı söylemeliyim.Enerji kesintisi sonucu dünyanın dönüştüğü o
hali ve atmosferi çok hoşuma gitti.Günümüzdeki o keşmekeşliğinin ve
gürültüsünün gidip yerine çöller ve bitkilerden oluşan sessiz bir yaşam
alanının gelmesi acayip keyif verici ve heyecanlandırıcı olmuş.Ayrıca
insanların enerjinin kaybolduğu ve güvenliğin olmadığı bu ortamda, yeniden
kılıç ve yay gibi silahlara ihtiyaç duymaları benim ilgimi en çok çeken şey
oldu dizi adına.Buna paralel olarak çok güzel dövüş sahneleri izleyeceğimizi
fragmandan anladık.Dizide kullanılan efektlerin ve sinematografisinin de çok
başarılı göründüğünü söylemek gerek.
Bu yeni Abrams dizisinden beklentilerimizi yükselten önemli
noktalardan biri de önceden belirttiğim gibi Eric Kripke.Supernatural’ın
yaratıcısı Kripke’nin varlığı bu yapıma başka bir gözle bakmamızı sağlıyor.Eğer
Supernatural’daki başarısını buraya yansıtıp Abrams ile iyi bir ikili
olabilirse adından çok söz edeceğimiz bir yapıma tanıklık edebiliriz.
Oyuncu kadrosuna bakalım biraz da.Twilight serisinde
izlediğimiz Billy Burke yetişkin başrol olarak karşımıza çıkıyor.Güzelliği
gözlerimizi kamaştıran Tracy Spiridakos esas kızı oynayacak.Fragmandan
anladığım kadarıyla JD Pardo da esas oğlan Nate rolünde.Adları duyulmamış daha
bir çok oyuncuyu kadrosunda bulunduran Revolution başarılı olursa bu isimlerin
bir çoğu belki de dünyaca ün kazanıp yollarına devam edecekler.
Bu adı duyulmamış oyuncu kadrosuna ve son derece heyecan
verici hikayeye şekil verecek isim ise Iron Man filmlerinin yönetmeni Jon
Favreau.Artık bu çalışmayı vezir mi eder, rezil mi eder göreceğiz.
Aşağıda dizinin fragmanını izleyebilirsiniz.
13 Haziran 2012 Çarşamba
TRUE BLOOD SEZON 5 : YAZ VAMPİRLERİ DÖNDÜ
HBO’nun kısa sezonlu yaz dizisi True Blood,geçtiğimiz pazar
günü yayınlanan bölümüyle 5. sezonuna start verdi.Bon Temps’li vampirler tekrar
işlerinin başında.Yine heyecanlı ve zevkli bölümlerle dolu bir sezon bizi
bekliyor.
Son birkaç yıldır vampir filmleri revaçtaydı.Dizi
yapımcıları da bundan nemalanmak için Buffy serisiyle işin içine
girmişlerdi.Ondan sonrası da kabak çiçeği gibi açıldı.Artık nereye baksanız
gözünüze vampirleri konu alan yapımlar çarpıyor.Sinema ve televizyona iyice
yerleştiler.Vampir mitini kendi yorumlarıyla sunan bu yapımlar, olaya değişik
bakış açıları getirmeye çalışıyorlar.
Yine de bu tarz yapımlara baktığımızda True Blood’ın her
şeyiyle diğerlerinin arasından sıyrıldığını görmek mümkün.Charlaine Harris’in
kitabından uyarlanan dizide yaratılan dünya ve işlenen hikaye insanı daha bir
çekiyor.Vampirlerin insan kanı içmesini önlemek için üretilen sentetik kan True
Blood’ın varlığı,hikayede sadece vampirlerin değil farklı ırkların da
bulunması,bu farklı ırkların ilginç özelliklerle donatılmış olması ve
vampirlerin aralarında hiyerarşik bir sistemle yaşamaları gibi dinamikler
diziyi direk ön plana çıkarıyor.Genelinde kara komedinin hakim olduğu
havası,şiddeti ve cinselliği harmanlamış işlenişi ile benzer vampir
yapımlarından çok farklı bir iş olduğu ortaya çıkıyor.Şiddet demişken bol bol
kan olduğunu söylemek gerek.Dizinin bu şiddet temasını çoğu zaman işin içine
mizah katarak sunması duruma farklı bakmamızı ve çok rahatsız olmamızı
sağlıyor.Ancak bu dizinin en önemli özelliği izleyiciyi eğlendirebilmesi.Öyle
keyifli ve heyecanlı bölümler oluyor ki bir saat nasıl geçmiş anlamıyor ve size
yetmediğini fark ediyorsunuz.Hikayedeki orijinal karakterler ise ayrıca
konuşulması gereken bir mevzu.Sookie,Bill,Eric,Jason,Sam,Tara,Jessica (ölürüm
sana ölürüm şişt zilli) ve daha bir çok isim muhteşem derinlikleriyle
izleyicinin aldığı keyfi katlıyor.Bölüm sonunda kullanılan şarkılar dikkat
çekici.Dizi sayesinde harika parça ve sanatçılarla tanıştım.Özellikle muhteşem
jeneriğinde çalan Jace Everett’in enfes Bad Things’i efsaneler arasında yerini
almış durumda.
5. sezondan çok genel bir tanıtım yazısı oldu,
farkındayım.Ama bu diziye hiç başlamamışları izlemeye teşvik etmek istedim.Yeni
sezonda ne olur diye baktığımızda ise cevaplanması gereken bir çok soru
olduğunu görüyoruz.Tara öldü mü, otorite denen şey ne menem bir topluluktur,
Eric-Bill-Sookie ilişkisi nereye gidecek, bu ilişkinin içine Alcide de girecek
mi, Jason-Jessica ikilisinin geleceği ne olacak, o güzelim Jessica iyice yoldan
çıkacak mı,yeni ırklarla tanışacak mıyız gibi sürüsüne bereket bilinmeyen
denklemi çözmesini beklediğimiz yeni sezon,trailerlardan izlediğim kadarıyla
çok heyecanlı geçecek.True Blood, tüm bölümleri biriktirip öyle izlediğim
dizilerden olduğu için ilk bölümü seyretmedim.O yüzden ben de merak içindeyim.
3 Mayıs 2012 Perşembe
GENÇLİK DİZİLERİ
Bir dönem hayatımıza damga vuran dizilerdi onlar.Lise
yıllarındaki genç arkadaş gruplarının yaşadıkları maceraları keyifle
izlerdik.Sevinçlerine,üzüntülerine;aşklarına,ayrılıklarına tanık
olurduk.Onlarla biz de büyürdük.Önce üniversiteye,ardından iş hayatına beraber
adım atardık.Belki kendimizi görürdük onlarda.Belki de bu yüzden severdik bu
dizileri,bizden oldukları için.
Madem konuyu açtık,o zaman şu dizilerden bazılarına bir
bakalım.Neleri seyrettik;kimlerle gülüp,kimlerle ağladık.
Dawson's Creek (1998 - 2003)
Benim için gençlik dizileri furyasının başlangıcı Dawson’s
Creek’tir.Yayınlandığı dönemde gerçekten çok sevilmişti.Küçük bir sahil
kasabasındaki 4 arkadaşın gerçek ve sıcak dostluğunu ekrana yansıtıyor,bir
çok genci kendisine bağlıyordu.Dawson’u,Joey’i,Pacey’si,Jen’iyle kısa sürede
fenomene dönüştü.Şimdilerde büyük projelerde gördüğümüz Katie Holmes,Joshua
Jackson ve Michelle Williams’ı meşhur etmesi de ayrı bir özelliğiydi bu
dizinin.6 sezon süren Dawson’s Creek,hatırlandıkça hala hüzünlendirir.
The
O. C. (2003 - 2007)
Sadece gençlik dizisi olarak değil genel olarak çok ama çok
başarılı bir diziydi The O.C..Özellikle beni fanatiği yapmıştı zamanında.İlgi
çekici konusu,sürükleyici hikayesiyle değişik bir soluktu bu tür diziler
için.California’nın kenar mahallelerinde yetişmiş serseri bir genç olan Ryan
Atwood’un,varlıklı bir avukat tarafından evlat edinilmesi ve Orange County adı
verilen,zenginlerin yaşadığı sahil kesimine taşınmasıyla başlayan bir macera
izliyorduk.Evin çocuğu ezik Seth Cohen,büyüleyici güzellikteki sorunlu
kız Marissa Cooper ve yerinde duramayan Summer Roberts kısa sürede inanılmaz
sevildi gençler arasında.Tükiye’de yayınlandığı cuma günleri saat 21:00’de her
şey durur,The O.C. izlenirdi.İnsanlar bu gençler gibi giyinmeye başladı
sokaklarda.California’nın ısıtan güneşinin ısısı tüm dünyaya yayılmıştı.Zamanla
önemli oyuncularını kaybedince ilgi azaldı ve daha fazla uzatmadan noktayı
koydu yapımcılar.4 sezon süren güzel bir hikayeydi.Arada bir “California,here
we come” demeden edemem.
One
Tree Hill (2003 - 2012)
Geldik favorime.Ben hakikaten bu diziyle geçirdim koskoca
bir 9 seneyi.Bu kadar sıcak hissettiğim,eğlendiğim,hüzünlendiğim çok az dizi
olmuştur.Yıllar önce ilk bölümünün fragmanını gördüğümde”işte bunu istiyordum”
dediğimi hatırlıyorum.Babaları ortak,anneleri farklı iki kardeşin basketbol
rekabeti ve bu yoldaki savaşı etrafında dönüyordu dizi.Birbirlerine duydukları
nefret,yerini zamanla gerçek kardeşlik duygusuna bırakıyor,biz de bu süre içerisinde
çok eğlenceli vakit geçiriyorduk.Sahip olduğu karakterleri ile çok fazla ön
plana çıkıyordu One Tree Hill.Bir dönem kızların ölüp bittiği Chad Michael
Murray,iyi huylu kardeş olan Lucas Scott rolündeydi.Üvey kardeşi Nathan Scott
ise hırslı ve zalimdi.Önce Nathan’ın sevgilisiyken Lucas’a aşık olan Peyton
Sawyer ve yine Lucas’a gönlünü kaptırıp en iyi arkadaşı Peyton ile Lucas
arasında kalan Brooke Davis izlenmeye değerdi.Nathan’ın Haley James’i
kapması,Lucas’ın iki kadın arasında kalması ve nefret edilen baba Dan Scott’ın
durmadan entrika çevirmesi bu dizinin en önemli yanlarıydı.Altıncı sezondan
sonra başroldeki aşıklar Lucas Scott ile Peyton Sawyer diziden ayrılarak bir
çok sevenini şoke etti,ancak dizi ayakta durmayı başardı.Tam 9 sezon süren bu soluksuz
macera bu sene sona erdi.İçinde kullanılan şahane şarkıları,zekice yazılmış
diyalogları,sımsıcak karakterleri ve büyük aşklarıyla çok sevdik biz One Tree
Hill’i.Bir daha ona benzer bir gençlik dizisinin geleceğini
sanmıyorum.Kendisini çok özleyeceğiz.
Gossip
Girl (2007 - ?)
Bahsettiğim üç diziye nazaran daha farklı bir yapım Gossip
Girl.Diğerlerinin konseptine pek benzemiyor.Liseye giden ancak büyümüş de
küçülmüş bir grup gencin,sürekli entrikalar çevirdiği ve birbirinin kuyusunu
kazdığı bir dünya var ortada.New York’un zengin ve fakir kesimi sürekli karşı
karşıya geliyor ve her defasında bir çatışma yaşanıyor aralarında.Aşklar aşk
değil,kısa sürüp yok oluyor.En büyük güce sahip olma hırsı zengin gençler
arasında yoğunken, az gelirli kesimdekiler de bir şekilde lüks hayatın hayalini
kuruyor ve buna erişmek için başkalarının sırtına basmaktan
çekinmiyorlar.Görüldüğü üzere diğer gençlik dizilerine oranla daha bir yetişkin
işi gibi.Oyuncuları değiştirip yerlerine yetişkin insanlar koysanız Dallas’a
dönecek işler.Küçük yaşta şirket patronu olan Chuck Bass,paparazzi mıknatısı
Serena van der Woodsen,tüm entrikaların kraliçesi Queen B. Blair Waldorf, beyaz
atlı prens Nate Archibald,yalnız çocuk Dan Humphrey ve sorunlu kız kardeşi
Jenny Humphrey dizinin öne çıkan karakterleri.Saydıklarım arasında tek bitmeyen
dizi ve 5. sezonu henüz devam ediyor.Dünyada bir çok seveni olan bu dizi de
ileride hatırlanacak işlerden.
5 Nisan 2012 Perşembe
SPARTACUS VENGEANCE’IN ARDINDAN
Uzun süre bekleyip bir solukta izlediğimiz Spartacus dizisinin 2. sezonu Spartacus Vengeance,geçtiğimiz cumartesi yayınlanan muhteşem sezon finaliyle sona erdi.İzleyicilerini yine heyecana,kana ve şiddete doyuran dizinin yeni sezonu daha da merakla beklenecek gibi.
Spartacus’ü en son Batiatus Hanesi’ndeki katliamdan sonra özgürlüğe koşarken bırakmıştık.Yeni sezonda ise köle kardeşleriyle beraber yollara düşüp peşlerinden gelen Romalılar’ı ortadan kaldırırken çıktı karşımıza.İlk başlarda Crixus’u takip eden Galyalı gladyatörlerle sorun yaşasa da,ilerleyen günlerde onları da yanına çekip bir bütün olmayı başaracaktı Spartacus.
Son şampiyon gladyatörün tüm köleleri özgür bırakma hedefinin yanında başka bir hesabı daha vardı.Karısının ölümüne neden olan olayları başlatan Roma Praetor’u Gaius Claudius Glaber’i yok etmek.O sırada karısı Ilithya ile birlikte Capua’daki Batiatus Hanesi’ne yerleşmiş olan Glaber’ın kafasında ise sadece Spartacus’u yakalamak ve halkın gözünde itibaren gören bir kahramana dönüşmek vardı.İkilinin savaşında Spartacus tarafı Crixus,Agron,Oenomaus ve onlara sonradan katılan Gannicus’dan oluşurken,Glaber’ın yanında Ilithya,entrikacı Ashur ve beklenmedik eski bir dost yer alacaktı:Lucretia.
İlk sezonda Spartacus’u oynayan Andy Whitfield’ın talihsiz bir şekilde kansere yenik düşüp hayatını kaybetmesinin ardından başrolü genç oyuncu Liam McIntyre devralmıştı.Liam rolünde gayet başarılı olsa da gözler bir yerlerde hep Andy’i aradı diyebiliriz.Her iki Spartacus’un birbirinden çok farklı olduğu ortada.Whitfield daha güler yüzlü,sempatik ve canlı bir Spartacus iken,McIntyre sert,ciddi ve daha erkeksi bir karaktere bürünmüş.İlk bir kaç bölüm zorlansak da zamanla alıştık yeni Spartacus’e.
Spartacus Vengeance çarpıcı bölümlerle bezenmiş bir çalışma olmuş.Özellikle bu bölümlerden bazıları hakikaten muhteşem.Spoiler ------ Spartacus ve adamlarının Capua’daki arenayı basarak her yeri yakıp yıktığı bölüm olağanüstüydü -------spoiler sonu.İlk sezona oranla daha fazla kan ve şiddet var.Heyecan ve tempo üst düzey.Çerez gibi arka arkaya izleniveriyor bölümleri.Dizinin kadınları da yine her anlamda çok çok iyiler.Özellikle Ilithya ve Lucretia’nın yanına eklenen Seppia gözümüzü gönlümüzü açtı.Yeni sezonda da böyle devam etsinler istiyoruz.
Sezon finaline ise diyecek bir şey yok.Yine şahane,yine şok üstüne şok.Resmen tarlayı hasata giden çiftçi gibi davranmış senaristler.
---------------------------------------------Sezon finali spoiler --------------------------------------------
Kadronun yarısı öldü neredeyse.Ashur,Oenomaus,Lucretia,Glaber ve Mira hakkın rahmetine kavuştu.Yapımcılar Ilithya’nın da öldüğünü açıkladılar.Ne kadar doğru söylüyorlar bilemiyoruz tabi.
---------------------------------------------Spoiler sonu-----------------------------------------------------
12 Mart 2012 Pazartesi
TAHTIN OYUNLARI
“Kış geliyor.”
Güç,ihtiras,onur,entrika,hırs,savaş,yalan dolan...Bunların hepsini seviyor ve eski çağların fantastik diyarlarında gezinmeye de bayılıyorsanız Game of Thrones o eşsiz kapılarını size ardına kadar açıyor.Televizyon tarihinin en büyük şölenine hoş geldiniz.Taht oyunları sizi bekliyor...
Son yıllarda televizyonlara gerçekten güçlü işler gelmeye başladı.Özellikle kitaptan uyarlanan yapımlar revaçta ve başarılı da oluyorlar.Bu tarz yapımlar sinema filmi olunca eleştirilse de dizi gibi uzun soluklu çalışmalara aktarıldığında zaman kısıtlaması olmadığından daha etkileyici bir iz bırakıyor seyircinin üzerinde.Kitap içindeki derin anlatımlar dizilerde daha iyi yansıtılabiliyor.O yüzden bu tarz uyarlamaların yeni yeri artık televizyon oldu diyebiliriz.Biz de hiç şikayet etmiyoruz böyle güzel yapımları izlemekten.
Ama Game of Thrones geldiği anda bu yapımlar arasında adeta çığır açtı.Sanki yıllardır bir şey eksikti,biz bir şeyler bekliyorduk da,o geldiğinde “İşte tamam şimdi oldu” dedik.İnanılmaz kaliteli işlenişi,büyülü dünyası,derin karakterleri ve insanı içine çeken atmosferiyle Game of Thrones,çok başka bir manzara çıkardı ortaya.Son yıllarda bu kadar kaliteli bir yapımı televizyonda kesinlikle izlememiştik.Hele hele hikayenin esas adamı Eddard Stark rolünde Yüzüklerin Efendisi’nin Boromir’i Sean Bean’i görünce muhteşem bir yapımın bizi beklediğini anlamıştık.
Hikaye bir kuzey şehri olan Winterfell’in yöneticisi Lord Eddard Stark ve ailesinin etrafında şekilleniyor.Yedi krallığın kralı olan Robert Baratheon’ın,sağ kolunu kaybettikten sonra eski dostu Lord Eddard Stark’tan yeni sağ kolu olmasını istemek için Winterfell’e gelmesi ve Eddard Stark’ın bunu kabul edip yedi krallığın başkenti olan King’s Landing’e hareket etmesiyle olaylar gelişiyor.King’s Landing’de ise Stark ailesi,zengin,soylu ve bir o kadar da sinsi Lannister ailesiyle mücadele etmek zorunda kalıyor. Hikayeye yedi krallıktan biri olan Targaryenler ile göçebe barbar kavmi Doth’raki de katılınca taht oyunları başlıyor.
George R.R. Martin’in “Buz ve Ateşin Şarkısı” (A Song of Ice and Fire) romanından uyarlanan dizi,romanda olduğu gibi çok fazla karakteri içinde barındırmasıyla dikkat çekiyor.Lord Eddard Stark,eşi Catelyn Stark,kızları Sansa ve Arya Stark,oğulları Bran ve Robb Stark,piç oğlu Jon Snow (en sevdiğim karakter),kral Robert Baratheon,Lannister kardeşler Cersei,Jaime ve Tyrion Lannister,Joffrey Baratheon,Khalesi Daenerys Targaryen,Khal Drogo,Jorah Mormont,Petyr Baelish ve daha bir çok karakter.Hepsi de hikayede çok önemli yerlerdeler ve gerçekten inanılmaz derin anlatılıyorlar.Bir televizyon yapımının bu kadar çok karakteri bu kadar derin anlatabilmesi hem şaşırtıcı hem de takdir edilesi.Daha önce bu kadar iyisini görmemiştik.İlk başlarda bu çok karakterli dünya kafanızı karıştırsa da sonradan tüm taşlar yerine oturuyor ve bu şölenin keyfine doyamıyorsunuz.
Dizinin yapımcılığını artık kendini kanıtlamış HBO üstleniyor.Entourage ve True Blood gibi 2 sağlam yapımdan sonra Game of Thrones ile çıtayı artık çok daha fazla yükselttiler.Kısa süren sezonlarıyla HBO dizileri sektörü ele geçirdi diyebiliriz.
5 Ocak 2012 Perşembe
YENİ LOST ADASI: ALCATRAZ
Uzun süredir aynı yabancı dizilerde takılmakta olan bendeniz,heyecanımı yukarılara taşıyacak bir dizi beklemekteydim ve sanırım J. J. Abrams bu isteğimi duydu.Issız bir adadaki sır dolu olayları anlatan ve dünyayı kasıp kavuran Lost dizisinin yapımcısı Abrams,bu kez üzerinde bulunduğu adayla aynı adı taşıyan dünyaca ünlü Alcatraz Hapishanesi’ndeki bazı olayları konu alacak yeni dizisiyle karşımızda.Alcatraz,gizemli hikayesi ve farklı kurgusuyla kafamızı karıştırıp heyecanlandırmaya ısrarlı gibi duruyor.
Alcatraz’ı duymayanınız yoktur herhalde.Eğer duymayanlar varsa onlar için kısa bir kaç bilgi vereyim.ABD’deki San Francisco Körfezi’nde,sahilden 2,4 km uzaklıkta,ada üzerine inşa edilmiş bir hapishanedir kendileri.Önceleri İspanyollar’a ait olup sonradan ABD yönetimine geçen adadaki bu yapı dünyanın en bilinen hapishanesi olma özelliğini taşır.Ünlü gangster Al Capone dahil olmak üzere bir çok azılı suçluya ev sahipliği yapmıştır.Ayrıca kaçılması imkansız olarak nitelendirilen bu hapishane,“Birdman of Alcatraz”,”The Rock” ve “Escape From Alcatraz” gibi filmlere konu olmuştur.Alcatraz’dan kurtulmak için 29 sene içinde 34 mahkum,toplam 14 kez kaçma girişiminde bulunmuştur.Bunu deneyenlerden bazıları adayı terk etse bile körfezin soğuk sularında kaybolmuştur.1963 yılında ise cezaevi kapatılmış,tüm mahkumlar başka yerlere transfer edilmiştir.Günümüzde ada müze olarak halka hizmet vermektedir.
Şimdi diziye gelelim.Hikayeye göre San Francisco Polis Departmanı’nda çalışan dedektif Rebecca Madsen bir cinayet davasında görevlidir.Olay yerindeki incelemelerde bulduğu parmak izleri onu şaşırtıcı bir gerçeğe götürür.Bu parmak izleri yıllar önce Alcatraz Hapishanesi’nde ölen Jack Sylane adındaki bir mahkuma aittir.İlginç ve inanılması güç olayla ilgili araştırmasını cezaevi üzerine kaydıran dedektif Madsen’in yolu,Alcatraz Hapishanesi hakkında uzmanlaşmış bir doktor olan Diego Soto ile kesişir.Devlet adına çalışan Emerson Hauser’in de davaya dahil olmasıyla çalışma derinleşir.Araştırma sürdükçe Jack Sylane’nin o yıllardan hayatta kalan tek kişi olmadığı ortaya çıkar ve işler iyice karmaşıklaşır.
Dizide Rebecca Madsen rolünü Sarah Jones oynarken,Doktor Diego Soto rolünde Lost’taki Hurley olarak hatırladığımız Jorge Garcia var.Jurrasic Park’ta rol almış,tecrübeli Sam Neill ise Emerson Hauser olarak karşımıza çıkıyor.Dizinin asıl ses getiren tarafı ise tartışmasız yapımcısı.Lost ve Fringe dizileriyle artık herkes tarafından tanınan J.J. Abrams’ın adını duyduğum anda beklentilerim yükseldi.Fragmanı izlememle beraber bir Abrams klasiği olan doğa üstü olayların ve kafa karıştırıcı kurguların geleceğini görmüş oldum.Hafif bir 4400 havasına sahip olduğunu düşündüğüm,umut vadeden bu yapımın yönetmenliğini ise Danny Cannon yapmakta.
Dizinin ilk bölümü ABD’de 16 Ocak Pazartesi günü Fox ekranlarında yayınlanacak.Lost’un finalinde başarısız olan ve Fringe ile kabak tadı vermeyen başlayan J. J. Abrams’ın bu yeni dizisiyle tekrar o keyfi bize yakalatabileceğini düşünmekteyim.Güzel ve heyecanlı dizilere acıkmaya başlamışken bu haber iyi geldi diyebilirim.Türü sevenlerin kesinlikle kaçırmamasını ve takip etmesini tavsiye ediyorum.İleride adından çok bahsedeceğimiz bir yapıma dönüşebilir,kim bilir.
Aşağıda dizinin fragmanını izleyebilirsiniz.
Kaydol:
Yorumlar (Atom)






















