bilgisayar oyunları etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster
bilgisayar oyunları etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster

16 Nisan 2013 Salı

STARCRAFT 2 : HEART OF THE SWARM


 
 
Starcraft 2 : Wings of Liberty’nin ek paketi Heart of the Swarm kısa bir süre önce piyasaya çıktı ve her Blizzard oyununda olduğu gibi yine satış rekorları kırdı.Bir çok Starcraft hayranı bilgisayarlarının başına kilitlenmiş durumda.Ben de oyunun hikayesi ile ilgili yazımı yazmak için kendisini aldım ve kısa sürede bitirdim.Şimdi Wings of Liberty hakkında kaleme aldığım yazımın devamında ikinci oyunda yaşanan her şeyi sizlerle paylaşacağım.(Wings of Liberty yazıma aşağıdaki linkten ulaşabilirsiniz.)
 


13 Mayıs 2012 Pazar

BATMAN : ARKHAM CITY




Kara Şövalye Batman,2009 yılında Batman : Arkham Asylum ile oyun dünyasına hızlı ve etkileyici bir giriş yapmıştı.Kısa sürede büyük bir oyuncu kitlesi toplamayı başaran oyun,bu senenin başında uzun süredir beklenen yeni macerasıyla geri döndü.İşte karşınızda o,Batman : Arkham City.

Muhteşem bir oyundu Batman : Arkham Asylum.Senaryosu,atmosferi,grafikleri,dövüş mekaniği kısacası her şeyiyle çok emek verilmiş,başarılı bir işti.Çoğu bünye için aranan kandı.Batman’in yakaladığı suçluların ikamet yeri olan Arkham Asylum’da Joker tarafından başlatılan bir isyanı bastırmaya çalıştığımız oyunda bir çok villaine karşı mücadele vermiştik.Kah kafa göz dalarak,kah sessiz ve sinsice,kimseye fark ettirmeden bitirmiştik düşmanlarımızın işini.Süper dövüş komboloları,güzel bulmacaları sayesinde kendisine bağlanmış ve oynamayı bırakamamıştık.Oyunun sonunda Joker’i alt edip Asylum’daki düzeni sağlamayı da başarmıştık ancak her şey bitmemişti.Batman’in suçlularla mücadelesi asla bitmezdi.

Macera Arkham City ile kaldığı yerden devam ediyor şimdi.Yeni oyunun konusuyla başlayalım incelemeye.Arkham Asylum’un eski yöneticisi Quincy Sharp,Batman’in Asylum’daki başarısından sonra halkın desteğini alıp Gotham Belediye Başkanı olur.Mevki değişikliğinden sonraki ilk icraatı ise Blackgate Hapishanesi’ndeki suçlular ile Arkham Asylum’daki “Batmanzede”leri tek bir yerde birleştirmek olur.Bu iki yeri kapatan Sharp,Gotham’ın ortasına Arkham City’i kurup tüm suçluları bu üstü açık şehir hapishanesine yerleştirir.Bölgenin yönetimini de dahi bir psikiyatrist olan Hugo Strange’e verir.Bu hareketi çok pahalıya mal olacaktır çünkü Strange,Sharp’ı sürekli maniple ederek onu da kontrolü altına alır.Bölgeyi tamamen ele geçiren Strange,Bruce Wayne’i kaçırarak onu bir suçlu gibi Arkham City’e yerleştirir.Strange’in elinden kurtulan Wayne,Batman kimliğine bürünerek ona savaş açar.Bu bölgeyi Hugo Strange’in elinden kurtarmalıdır.


Batman’in tek sorunu Hugo Strange değildir elbette.İlk oyundan sağ kurtulan Joker,Titan maddesini kanına karıştırır ancak bu madde kendisini zehirler.Eğer Titan’ın panzehirini bulamazsa yavaş yavaş ölecektir.Bundan kurtulmak için zekice bir plan yaparak hastalığı Batman’e de bulaştırır.Tuzağa düşen Batman,şimdi hem kendini hem de Joker’i kurtarmak için bu hastalığa bir tedavi bulmak zorundadır.

Eğer ilk oyunu oynayanlar varsa Arkham City’de hiç yabancılık çekmeyecekler.Kontroller ve oynanış Arkham Asylum’un aynısı,bir değişiklik yok bu anlamda.Bunun üzerine yenilkler eklenmiş tabi.Dövüşlerde yapabileceğimiz yeni kombolar,kullanabileceğimiz yeni alet ve edevatlar mevcut.Batman artık rakiplerini daha acımasızca dövebiliyor,yeni araçlarla daha farklı çözümler bulabiliyor.Geniş bir seçenek sunulması nedeniyle oyun daha bir keyifli hal alıyor.

Oyundaki en büyük yeniliklerden biri ise sadece Batman’i oynamıyor olmamız.Artık yeri geldiğinde Catwoman karakterini de kontrol edebiliyoruz.Doğrusunu söylemek gerekirse farklı dövüş komboları ve kendine özgü aletlere sahip Catwoman’a hayran kalacaksınız.Dövüş sahnelerindeki hızı ve seriliği ile hareket halindeki çevikliği (duvarlara tırmanma,uçma,kaçma vs.) muhteşem olmuş.Bir kez Catwoman’ı kontrol ettiniz mi Batman’in ne kadar hantal kaldığını görüyorsunuz.Bu anlamda Catwoman’ı oynamak aşırı derecede zevk veriyor.Kötü olan ise bu karakteri çok az kullanabiliyor olmamız.Keşke oyun içerisinde biraz daha fazla yer alabilseydi.Onun dışında Robin birkaç kez görünüyor ancak onu kontrol edemiyoruz.Oyuna sonradan yüklenen DLC’ler ile Robin’i oynayabileceğiniz bölümler mevcut.




Arkham Asylum’un en zevkli yanlarından birisi,sessiz ve sinsi bir şekilde düşmanlarımızın işini bitirebilmemizdi.Bu tarz aynen devam ediyor.Yine gölgelerde saklanarak,heykellerden uçarak,çıt çıkarmadan ilerleyerek rakipleri alt ediyoruz.Ayrıca ilk oyunda sık sık başvurduğumuz dedektiflik özelliğimizde de bir değişiklik yok.Dedektif moduna geçerek ortama daha kolay hakim oluyor ve normal şartlarda gözümüzden kolayca kaçabilecek detayları net bir şekilde fark edebiliyoruz.”Dünyanın En Büyük Dedektifi” unvanını bir kez daha hak ediyor Batman.

İlk oyunda etraftan sürekli topladığımız “Riddler Trophy”ler Arkham City’de de mevcut.Yine bulmacaları çözerek trophylere sahip oluyoruz.Ancak buradaki farklılık,Batman ve Catwoman’ın farklı trophyleri toplayabiliyor olması.Batman yeşilleri sırtlarken,Catwoman’ın trophy rengi kırmızı.Karakterler birbirlerininkine sahip olamıyorlar.

Batman ve Catwoman seviye atladığı zaman bazı kilitli özellikleri açabiliyor ve bunlara puan vererek daha da güçlenebiliyor.Yeni dövüş komboları,zırhımızın güçlendirilmesi gibi ofansif ve defansif özelliklerin yanında kullandığımız aletleri de geliştirip yenilerine sahip olma şansımız var.Bu özellikler sayesinde oyun içerisinde yapabileceklerimiz de artıyor doğal olarak.Özelliklerin çoğu açıldığı için oyunun sonlarına doğru Arkham City’den aldığımız keyif en tepeye çıkıyor.


Arkham City’de yığınla yan görev olduğunu söyleyelim.Normal senaryoda ilerlerken bu yan görevlere de ara bir takılıyoruz.Görevler sizden yardım isteyen masum bir insandan gelebileceği gibi can düşmanlarınızla iş birliği yapmanızı da gerektirebiliyor.Eğer bu yan görevleri yapmadan sadece ana senaryoyu bitirirseniz hem oyunu tamamlama yüzdeniz çok düşük kalacak,hem de bir çok güzel yanı kaçırmış olacaksınız.Yan görevlerin hepsini yapmanızı öneririm.

Oyunda sürekli karşımıza çıkıp bizden bir araba dayak yiyen rakiplere de yeni özellikler gelmiş,artık biraz daha akıllıca ve etkili savaşabiliyorlar.Termal kameralar ile heykelleri incelemek ve yerlere mayın döşemek bunlardan bir kaçı.Ancak bunlar Kara Şövalye’yi durdurabiliyor mu ? Tabi ki hayır :)

Sürekli baş karakterleri ve onların patakladığı emir kullarını anlatıp da oyunun en önemli taraflarından biri olan “Villain”larden bahsetmemek olmaz.Batman bu oyunda da bir dolu baş düşmanıyla mücadele etmek zorunda.Oyunun merkezindeki Joker ve Hugo Strange’in yanında Mr.Freeze,Two Face,Harley Quinn,Poison Ivy,Penguin,Bane,Ra’s Al Ghul,Talia Al Ghul,Mr. Zsasz,Solomon Grundy,Deadshot ve daha bir çok villain Kara Şövalye’yi engellemeye çalışıyor.Bu düşman bolluğu eğlenceyi arttırdıkça artırmış,çok keyifli olmuş diyebilirim.



Oyunun teknik özelliklerine bakalım biraz da.Bu konuda söylenecek fazla bir şey yok.Atmosfer,karakter animasyonları,diyaloglar,grafikler (özellikle karakterlerin dokuları son derece başarılı) kısacası her şey mükemmel.Sanki bir Batman filmi izliyormuş gibi oynuyoruz bu oyunu.Zaman akıp gidiyor onunlayken.Her anından keyif alıyorsunuz ve hiç bitmesin istiyorsunuz.Bu konuda eleştirebileceğim tek nokta Arkham City’nin ebatları.Biraz daha büyük bir şehir olsaydı kusursuz bir iş çıkmış diyebilirdim.

Oyunun müziklerinden özellikle ayrı bir paragrafta bahsetmek için yukarıda yazmadım.Onlar nasıl müzikler öyle,insanı mest ediyor.Sahneye göre giren inanılmaz melodiler sizi alıp başka diyarlara götürüveriyor.Sanki bir oyun için değil bir filme yapılmışlar.Bu anlamda oyunu ayrıca kutlamak lazım.Yazının en sonunda,aşağıya koyduğum oyunun ana tema müziğini kesinlikle dinlemenizi öneriyorum.Gerçekten usta işi.Ayrıca yine en altta oyunun güzel bir trailerını izleyebilirsiniz.

Yazının sonuna geldiğimde şunu rahatlıkla söyleyebiliyorum:Bu senenin şu ana kadarki en başarılı oyunu Batman : Arkham City’dir.Baştan sona her şeyiyle çok çarpıcı.Rocksteady Studios ve Warner Bros. işbirliğini tebrik ediyoruz.Arkham Asylum’dan sonra Arkham City’nin de altından başarıyla kalkmışlar.Kendisini bitireli 3 ay oldu ama şimdiden serinin devam oyununu merakla beklemeye başladım.Yeni oyunun adının Batman : Gotham City olacağını düşünüyorum.Bakalım,birlikte neler olacağını göreceğiz.Oyun severler kaçırmasın Arkham City’i diyor ve yazıya son veriyorum.





                                                   Arkham City Main Theme Song


                                                 Arkham City Hugo Strange Trailer

23 Nisan 2012 Pazartesi

CEHENNEM’E DÖNÜYORUZ : DIABLO 3



Dile kolay,tam 12 sene oldu.Yolunu gözlemekten helak olduk.Gelmez dendi bekledik.Çıkacak ama çok var dendi yine bekledik.Ve en sonunda halimize acıdılar herhalde ki bu bekleyişe son verdiler.Blizzard’ın efsane Hack’n Slash-RPG oyunu Diablo,üçüncüsüyle 15 Mayıs’ta piyasaya çıkıyor,bizim de hasretimiz diniyor.

Oyun oynamayan biri olsanız bile Diablo’yu mutlaka duymuşsunuzdur.1995 yılında piyasaya çıktığında yer yerinden oynamıştı.Sürükleyiciliği,karanlık atmosferi,bağımlılık yapan oyun tarzı ve sahip olduğu yüksek eğlence katsayısı ile kısa sürede tüm dünyada fenomene dönüşmüştü.Yerin onlarca kat altında yaşayan Terör’ün Lordu Diablo’yu hakkın rahmetine kavuşturduğumuz bu fenomenin popülaritesi bir oyununkinden çok daha fazlaydı.

5 sene sonra yani 2000 yılında serinin 2.oyunu piyasaya çıktı.İlkinin üzerine yığınla şey koyarak yenilikler ekleyen oyun,ona oranla çok daha fazla ses getirdi.Diablo terör estirmek için geri dönmüş ve bu sefer cehennemden kardeşlerini de yanında getirmişti.Çıkış tarihinden yıllarca sonra bile deli gibi oynanan bir oyun olmuştu Diablo 2.Hem single,hem online olarak vakit geçirildi onunla,gece ile gündüz birbirine karıştı.İkinci versiyon hiç bir oyunun ulaşamayacağı kadar yükseldi.Oldukça eskimiş olmasına rağmen hala oynanmaktadır.

Aradan geçen 12 senede hep bir haber bekledik yeni oyundan.Diablo üçüncü kez dönecek miydi,yoksa bu iş bitmiş miydi artık.Ha geldi,ha gelecek;çıkacak,çıkmayacak derken Blizzard bu tartışmaya son noktayı koydu.Diablo 3’ün 15 Mayıs’ta resmen piyasaya çıkacağı açıklandı.Hem de erteleme olmadan,söylenen tarihte.Bu,biz oyun severler için gerçekten muhteşem bir haberdi.




Her oyunda olduğu gibi Diablo 3’ün de beta versiyonu çıktı önce,beta key sahibi oyuncular efsanenin yeni versiyonunu denemeye başladılar.Hatta bu beta süreci artık bitmek üzere.Blizzard geçtiğimiz hafta sonunu Open Beta Weekend’e çevirerek herkese oyunu deneme şansı verdi.Test versiyon oynamayı sevmeyen biri olarak kendim bir deneyim yaşamadım.Ancak oyunu deneyenlerin görüşlerini inceleyebildim.Bu görüşlerde genel olarak göze çarpanlara bakalım biraz da.

Kimisi Diablo 2’nin karanlık atmosferinin aynen devam ettiğini söylerken,kimisi daha açık tondaki renklerin kullanıldığına değinmekte.Bu,oyun ilk duyurulduğundan beri en çok konuşulan ve merak edilen konuydu.Oyun içi videoları izleyen ben yer yer bu korkuya kapılsam da genel olarak karanlık atmosferin yakalandığını düşünüyorum.Bir Diablo oyuncusu için atmosfer en önemli noktalardan biridir ve bu konuda Blizzard elinden geleni yapmaya çalışmış gibi gözüküyor.Item açlığı hissinin aynen devam ettiği,buna bağlı olarak bağımlılık yapma özelliğinin değişmediği söylenenler arasında.Oyuna gelen yeniliklerden biri healing potion olmaması.Artık öldürülen yaratıkların üzerinden kırmızı toplar düşüyor ve bu toplar sağlığımızı yükseltiyor.Ayrıca ikincisinden daha kanlı bir oyun olacağı izlenimini verdi bana.

Diablo 3’te seçilebilecek karakter sınıfları ile ilgili görüşleri aktarırken bu sınıfları da tanıyalım.Oyunda 5 tane class dediğimiz seçilebilecek sınıf var:Barbarian,Witch Doctor,Monk,Wizard ve Demon Hunter.Barbarian ikinci oyundan da bildiğimiz ve pek bir değişikliğe uğramayan savaşçı sınıfı.En yüksek yakın dövüş gücüne bu sınıf sahip.En ağır zırhları ve her türlü silahı kullanabiliyor.Artık Barbarian sınıfı,özel yeteneklerini kullanırken “Fury” denilen ve daha önce manaya denk gelen bir kaynaktan yararlanacak.Witch Doctor,ikinci oyundaki Necromancer’a benzeyen bir sınıf.Yakın dövüş gücü düşük olduğundan curse ve karanlık büyülerde usta.Yanında savaşan yaratıkları ve crowd control dediğimiz çok sayıda düşmanı devre dışı bırakabilen yetenekleri var.Bir Necromancer olmasa da ilginç sınıflardan biri diyebiliriz.Betayı oynayanlardan bazıları Witch Doctor’u yerden yere vursa da,sevenlerin sayısı çok da az değil.Monk sınıfı yakın dövüşte ustalaşmış,bunun yanında iyileştirme ve saldırı büyüleri de kullanabilen bir savaşçı konumunda.Kendimi en yakın hissettiğim sınıf bu açıkçası.Blizzard oyundaki Paladin eksikliğini bu sınıfla kapatmaya çalışmış.Wizard bildiğimiz büyücü,ikinci oyundaki Sorceress.Elemental tabanlı büyülerde son derece güçlü ancak yakın dövüş gücü hiç yok.Geçen oyundaki versiyondan pek farklı değil gibi ancak eğlenceli olduğu söyleniyor.Demon Hunter ise oyuna en son eklenen ve merakla beklenen sınıftı.Yay ve mızrak gibi menzilli silahlarda usta olan bu sınıf en çok beğenilenler arasında.İlerleyen seviyelerdeki yeteneklerinin zayıflığından yakınan arkadaşlar,oynaması en zor sınıfın Demon Hunter olduğunu söylüyorlar.Bakalım,hepsini bekleyip göreceğiz.Bunların dışında artık sınıf seçerken cinsiyetimize de karar verebildiğimizi söyleyelim.Bu özellik sayesinde eski oyunlardaki çok büyük bir eksiklik giderilmiş oldu Diablo 3'te.




Sınıf konusunda bir eleştiri yapmadan geçmemek lazım.Diablo 3’te Paladin’in olmaması kabul edilemez.Oyundaki tüm düşmanlar undead ve demonken en çok olması gereken sınıf Paladin’di.Blizzard Monk’u oyuna koymuş ancak öyle çelik zırhı giyip dualarla savaşa gitmeden olmaz o iş.İnşallah ilerleyen zamanlarda çıkacak eklenti paketinde oyuna dahil olacak yeni sınıflar arasında kendisini görürüz.

Bu kadar çok beklenen bir oyun daha olmadı herhalde.Çıkmasına henüz 20 küsür gün varken ekşisözlükte Diablo 3 başlığı altında tam 205 sayfa entry girilmiş vaziyette,söylenecek söz yok.Ayrıca sadece Diablo’ya ait bir sözlüğün de mevcut olduğuna değinmek lazım.Sözlüğün linkini paragrafın sonunda bulabilirsiniz.Bu mükemmel oyunun giriş videosunu da yazının en altında izleyebilirsiniz.


Heyecanlıyız.Hem de çok.Az beklemedik kendisini ve şimdi bunun ödülünü alacağız.Mayıs 15’ten sonra bir süre kendimize gelemeyeceğimiz kesin.Mutlu güne çok az kala kılıcımızı bileyip büyü sözlerimizi söylemeye başladık bile.Bekle Terör’ün Lordu,canını almaya geliyoruz.



22 Aralık 2011 Perşembe

STARCRAFT 2 : WINGS OF LIBERTY


Üç bölümlük “Starcraft Destanı” adlı yazı dizimin ardından tekrar sizlerle birlikteyim.Blizzard’ın 3 oyun olarak çıkaracağı Starcraft 2’nin ilki olan Wings of Liberty hakkında bir yazı yazmayı düşündüğümü daha önce söylemiştim.Yazımı tamamladım ve şimdi sizlerle paylaşma vakti geldi.Starcraft 2 : Wings of Liberty’de Terran senaryosunu oynuyor ve hikayenin gelişimine sadece onların gözünden bakıyorduk.İşte bu çerçevede Broodwar’dan sonra neler olmuş,Terranlar neler yapmış hep beraber bir göz atalım.

Not:Bu yazıya başlamadan önce sizlere tavsiyem,aşağıdaki videoda bulunan soundtrack şarkısıyla beraber yazıyı okumanızdır.Çok daha etkili olduğunu söyleyebilirim.




WINGS OF LIBERTY OYUN İÇİ HİKAYE :


Broodwar’un üzerinden 4 sene geçmiştir.Jim Raynor son savaşta alınan başarısızlıktan sonra kendi akıncılarıyla Mar Sara’ya çekilmiş,günlerini “Joeyray’in Barı” adı verilen barda geçirmektedir.Kerrigan’ın Zerglerce ele geçirilmesinden hala kendini sorumlu tutan Raynor,teselliyi içkide aramaktadır.Ancak her şeyi bırakmamıştır.”Raynor’ın Akıncıları” adı verilen güçleri ve Hyperion’un ikinci kaptanı Matt Horner’la beraber galaksinin her yerinde Mengsk ile çatışmalara girmektedir.Terran Dominion imparatoru Mengsk,basını kullanarak halkı Raynor’a karşı doldurmaya başlamıştır.Onun bir isyancı olduğunu,terörist saldırılarla Dominion’a zarar verdiğini söylemektedir.Böyle bir ortamda Raynor,Dominion güçleriyle çarpışarak halkı bilinçlendirmeye ve onları kendilerini kullanmaktan başka bir şey istemeyen Mengsk’e karşı ayaklandırmaya çalışmaktadır.


Joeyray’in Barı’nda oturduğu bir gün,Konfederasyon ordusundan tanıdığı eski dostu Tychus Findlay kendisini bulur.Findlay tam bir suç makinesidir.Sektörde giymediği hüküm neredeyse kalmamıştır.Raynor Findlay’e hapisten nasıl çıktığını sorduğunda Findlay ona,Moebius Foundation isimli bir örgütün kendisini bir anlaşma karşılığı hapisten kaçırdığını anlatır.Anlaşmaya göre Findlay,Arcturus Mengsk’in de peşinde olduğu Xel’Naga kalıntılarını ele geçirerek Moebius Foundation’a teslim edecektir.Ayrıca Moebius kalıntılar için para ödeyecektir.Findlay bu iş için Raynor’dan yardım ister.Böyle güçlü kalıntıları Mengsk’in eline bırakmak istemeyen Raynor teklifi kabul eder ve ikili eski günlerdeki gibi bir takım oluşturarak kalıntıların peşine düşerler.Kalıntıları yavaş yavaş Mengsk’in elinden almaya başlayan Raynor ve arkadaşları bambaşka bir tehlikeyle karşılaşır.Zerg güçleri Mar Sara’yı sarmış ve gezegeni işgal etmişlerdir.Raynor ve Findlay Hyperion ile birlikte Mar Sara’daki istiladan zor da olsa kaçarak kurtulur.Zergler’in neden Mar Sara’ya saldırdığını anlamaya çalışan akıncılar aslında saldırının bu gezegenle sınırlı kalmadığını,işgalin tüm sektörde yayıldığını ve bunun arkasında Kerrrigan’ın olduğunu acı da olsa öğrenirler.


Bu şoku üstlerinden attıktan sonra sektörde dolaşırlarken Agria gezegeninden bir sinyal alırlar.Ariel Hanson isimli bir kadın doktor kolonilerinin Zergler tarafından saldırıya uğradığını ve gezegeni terk ekmek için yardım gerektiğini iletir.Raynor,doktor ve kolonisine yardım ederek onları kurtarır.Dr. Hanson bu olaydan sonra Hyperion’da kalıp geminin laboratuarını düzenleyerek burada çalışmalara başlar.


Hyperion seyrine devam ederken Gabriel Tosh isimli bir adam Raynor’la kontak kurar.Tosh eski bir Dominion Ghost’u ve galaksinin en iyi suikastçilerinden biridir.Raynor’a,Mengsk’in kendisinin de düşmanı olduğunu ve Dominion’a karşı savaşmak istediğini söyleyerek Redstone III gezegeninde bulunan “Terrazine” isimli gazı ele geçirmek için ondan yardım ister.Terrazine minerallerinden çıkan ve beyin dalgalarıyla aynı frekansı yayarak insanlar üzerinde psişik güçler üretmede etkili olan bu gazı ele geçirme konusunda ikna olan Raynor, Tosh’a yardım eder.Tosh,Terrazine gazına sahip olmalarından sonra Raynor’un saflarına katılarak Hyperion’da kalmaya başlar.Akıncılar,üzerinde Terrazine mineralleri bulunan yeni bir gezegeni keşfederler.Bel’shir adı verilen bu gezegende,Terrazine minerallerinin Xel’Naga’dan bir hediye olduğunu düşünen ve Tal’darim olarak anılan Protoss klanıyla karşılaşırlar.Gaz için yapılan savaş sonunda Tal’darim’i yenilgiye uğratarak gezegeni terk ederler.Daha sonra kimliği belirsiz bir kişi Horner’la temas kurup Terrazine’in içindeki organik bileşenlerin beyin kimyasına etki ederek uyuşturucu görevi gördüğünü ve Ghost özelliklerini arttırdığını bildirir.Kimliği belirsiz bu kişiye göre Tosh,bu gazı Ghost’ları “Spectre” adı verilen güçlü savaşçılara çevirmek için kullanmayı planlamaktadır.


Dr.Hanson’un kolonisine yeni bir dünya arayan Raynor, Haven adlı gezegeni Protosslar’dan temizleyerek burayı koloninin evi yapar.Halkının Haven’a yerleşmesinden sonra Dr. Hanson,Raynor’la yaptığı veda konuşmasının ardından onu dudaklarından öperek yeni yurduna gitmek üzere Hyperion’dan ayrılır.


İkinci kaptan Horner sektörde yaptığı araştırmaların sonucunda Dominion askerlerinin bir zamanlar Konfederasyon baş gezegeni olan Tarsonis’te bazı eski teknolojileri araştırdığını öğrenir.Yapılan kazılar sonuncu bulunan bu teknolojik araçlar trenlerle taşınmaktadır.Dominion’u sabote edip bu teknolojileri ele geçirmeye karar veren Raynor ve Findlay trenlere saldırıp onları yağmalar.Bu yağma sonucu trenlerin birinden “adjutant” adı verilen bir droid ele geçirirler.Bu droidin çok eski olduğu ve hafıza kayıtlarının Mengsk’in Tarsonis’te meydana getirdiği trajedinin yıllarından kaldığı ortaya çıkar.Hafıza kayıtları şifrelenmiş olduğundan onlara ulaşamazlar.Bu şifreleri kırmak için Orlan adında bir adamla anlaşırlar.Ancak daha sonra,Horner’la geçmişi olan Mira Han adında bir kadın onlarla temas kurarak Orlan’ın gizlice Dominion’la anlaştığını söyler.Mira Han ile iş birliği yapan Raynor,Orlan’ı yenerek teslim olmasını sağlar.Ele geçirilen Orlan Adjutant’ın kayıtlarının şifresini çözer.Deşifre edilmiş kayıtlar,Mengsk’in Tarsonis’e Psi Emitter’leri koyarak milyonlarca insanın ölümüne yol açtığını belgeler.Böylece tüm dünyaya yalan söyleyen Mengsk’in sahtekarlığını ortaya çıkaran kesin bir kanıt elde etmiş olurlar.


Mengsk’in asıl yüzünü ortaya çıkaran bu kanıtı dünyaya duyurmak için planlar yapmaya başlayan Raynor,Dominion’un yeni savaş silahı olan “Odin”i kaçırmaya karar verir.Amaçları,Odin’in yüksek savaş gücü ve dayanıklılığını kullanarak Dominion baş şehri Korhal’daki televizyon kanalı yayınlarını ele geçirmektir.Böylece droidin kaydını televizyon yayını aracılığıyla tüm dünyaya aktarabileceklerdir.Bu nedenle Odin’in bulunduğu Valhalla gezegenindeki savaş üssüne saldırırlar.Tychus’un başarılı yönetimiyle Odin’i ele geçirip kaçmayı başarırlar.Kaçarlarken üssün dış dünyayla bağlantısını keserek Odin’in kaçırıldığının anlaşılmasını engellerler.Hyperion’a çıktıklarında Horner Raynor’a,Findlay'in zırhını taradığını ve bu zırhın onun ölümcül organlarını uzaktan kumandayla kontrol eden bir mekanizmaya sahip olduğunu söyler.Böylece Tychus Findlay'in kendi hapishanesini üstünde taşıdığı ortaya çıkar.




Odin’le birlikte Korhal’a ilerleyen Raynor ve arkadaşları,televizyon yayınlarını ele geçirmek için ustaca bir plan yapar.Odin’in kaçırıldığından habersiz olan Mengsk,yeni savaş silahını tanıtmak amacıyla Korhal’da bir tören düzenlemiştir.Findlay'i Odin’in içine yerleştiren Raynor,kimsenin haberi olmadan tören alanına sızmayı başarır.Tören sırasından aniden etrafa saldıran Odin’in yarattığı kargaşadan yararlanan Raynor,askerleriyle yayın kulelerine saldırarak buraları ele geçirir ve Adjutant’ın kaydını tüm dünyaya yayar.Tarsonis ve imparatorları Mengsk hakkındaki gerçekleri öğrenen Terran halkı ayaklanıp isyanlar başlatır.Mengsk’in uzun süredir Raynor’a karşı kullandığı basın gücü şimdi tam olarak kendisini hedef almıştır.


Raynor bir yandan Dominion ve diğer ırklarla savaşırken,diğer yandan Xel’Naga kalıntılarını toplamaya devam eder.Bu kalıntılar için Raynor’a para ödeyenin Moebius Foundation olduğunu öğrenen Zergler,örgütün araştırma laboratuarının bulunduğu Tyrador VIII’a saldırır.Xel’Naga’dan çekindiği için kalıntıların peşine düşen Kerrigan bu saldırının başındadır.Raynor ve adamları yapılan savaş sonucu araştırma laboratuarının yöneticisi Dr.Narud’u kurtarmayı başarırlar.


Hyperion’da akıncılarla birlikte Mengsk’e karşı savaşmaya devam eden Gabriel Tosh,Raynor’dan New Folsom adı verilen bir hapishane-gezegendeki suçluları kaçırmasında kendisine yardım etmesini ister.Kaçıracakları suçlulara Terrazine gazından verip onları güçlü bir şekilde saflarına katarak Mengsk’e karşı kullanabileceklerinden bahseder.Bu sırada dişi bir Dominion Ghost’u olan Nova,Raynor’la temasa geçer.Ondan Tosh’a yardım etmemesini isteyerek binlerce suçlunun galaksiye salınmasının çok kötü sonuçlar doğuracağını söyler.Raynor buradaki karışıklığı çözmeyi başarır.(Oyun burada bir seçim yapılmasını ister.Eğer Tosh’a yardım edilirse suçlular kaçırılır ve Tosh’un Spectre’leri Raynor’un saflarına katılır.Eğer Nova’ya yardım edilirse Tosh yenilgiye uğratılır ve Nova tarafından öldürülür.)




Raynor’ın Hyperion koridorlarında yalnız başına dolaştığı bir anda karanlığın içinden aniden Zeratul belirir.Yaralanmış ve yorgun düşmüş görünen Zeratul,tüm evrenin kaderinin Kerrigan’a bağlı olduğunu ve onun kurtarılması gerektiğini söyleyerek Raynor’a bir Ihan Kristali verir.Bu kristalde Zeratul’un başından geçen anılar yer alır.Zeratul Raynor’dan kristali incelemesini ve anılarını paylaşmasını isteyerek geldiği gibi karanlıkta kaybolur.Raynor eski dostunu gördüğüne sevinme şansı bile bulamamıştır.Ihan Kristali’ndeki anıları izlemeye başlar.


Kristaldeki anılarında Zeratul,yıkıntılarla dolu büyük bir mağaranın içinde dolaşırken Xel’Naga’ya ait olduğunu düşündüğü kehanet parçalarını arar.Bu arayış sırasında Kerrigan ile karşılaşır.Kerrigan Zeratul’a Xel’Naga’nın dönmek üzere olduğunu söyler.İkili kısa süren bir kavgaya girişir.Daha sonra Kerrigan,Xel’Naga kehanetinin parçalarını bulma amacıyla ortadan kaybolur.Zeratul da parçaları ondan önce bulmak için arayışına hız verir.Kendisine bu yolda engel olmak isteyen Zergler’i ortadan kaldırarak parçaları Kerrigan’dan daha evvel toplar.Ancak Kerrigan ve Zerg ordusu Zeratul ile yeniden karşılaşır.Yüksek sayıdaki Zerg sürüsüne karşı tek başına kalan Zeratul’un imdadına High Templar Karass adındaki Protoss yetişir.Onun kehanet parçalarıyla kaçabilmesi için kendini feda eder.Zeratul,Karass’ın ruhuna dualar okuyarak Zergler’in elinden kehanet ile birlikte kaçar.


Zeratul şifrelenmiş kehaneti tek başına çözmeyi başaramaz.Parçaları deşifre edebilecek tek güç olan “Zhakul Koruyucuları”nı bulmak için Zhakul gezegenine gider.Ancak burada bir sürprizle karşılaşır.Daha önce Samir Duran’ın laboratuarında gördüğü yaratıklara benzeyen Zerg-Protoss melezi bir ırk Koruyucular’ı tutsak etmiştir.Yapılan savaş sonunda onları melez ırktan kurtaran Zeratul kehanetleri çözdürür.Parçalar “Great Hungerer” denen bir güçten bahsetmektedir.Bahsi geçen gücün Zerg Overmind’ı olabileceğini düşünen Zeratul,araştırma yapmak için Overmind’ın yok edildiği eski Protoss anavatanı Aiur’a gider.

 


Overmind’ı araştırmaya başlayan Zeratul,burada Protosslar’ı kurtarmak için kendini feda edip ölen Tassadar’ı karşısında görünce şok olur.Tassadar ona aslında ölümü hiç tatmadığını söyler.Overmind’ın bir neden için savaştığını ancak özgür iradesi olmadığını ve kimliğini bilmedikleri bir şeyin onu Protosslar’ı yok etmekle görevlendirdiğini anlatır.Overmind tüm bu emirlerden kurtulmanın ve özgürlüğe ulaşmanın bir yolunu bulmuştur;o da Zergler’i bu zincirlerden serbest bırakması için yarattığı Kerrigan’dır.Tassadar tüm ırkların geleceğinin Kerrigan’ın yaşamasına bağlı olduğundan bahseder.


Zeratul daha sonra Overmind’ın zihnine bağlanarak gelecekte neler olacağını izlemeye başlar.Gördüğü gelecekte Kerrigan ölmüş ve Terranlar tüm evrenden silinmiştir.”Dark Voice” (“Fallen One” olarak da anılan) adı verilen bir varlık,emrindeki tüm Zerg-Protoss melezi güçleriyle Protosslar’ı yok etmek için son bir saldırı düzenler.Dark Voice,Overmind’a Protosslar’ı yok etme emri veren gücün ta kendisidir ancak Xel’Naga ile bir bağlantısı var mı bilinmemektedir.Protoss kahramanları Zeratul,Urun,Mohandar,Selendis ve Artanis melezlerin saldırısına karşı koymaya çalışır ancak başarılı olamazlar.Hepsi yok olur.Protosslar’ı ortadan kaldıran Dark Voice ve melez ırk daha sonra Zergler’i de yok eder ve evrendeki tüm yaşam sona erer.Kerrigan’sız bir geleceğin her şeyin sonu olduğunu öğrenen Zeratul,bu bilgileri Raynor’a Ihan Kristali sayesinde aktarmış olur.


Gördükleri karşısında şaşkına dönen Raynor bunları Horner ve diğerleriyle paylaşır.Kerrigan’ı yok etmeye değil kurtarmaya çalışmaları gerektiğini anlatır.


Typhon XI gezegeninde Xel’Naga kalıntıları için Tal’darim’e karşı bir kez daha savaşan Raynor,kalıntıyı ele geçirdikten sonra Moebius ile anlaşılan randevu noktasına gider.Fakat burada onları Mengsk’in kumanda gemisi Bucephalus karşılar.Raynor ve Tychus Findlay gemiye çıkartma yaparak köprüye kadar herkesi yok ederler ancak burada karşılaştıkları kişi Arcturus Mengsk değil oğlu Valerian Mengsk’tir.Yanında Mengsk’in generallerinden Horace Warfield de yer almaktadır.Valerian onlara Moebius’u kendisinin yönettiğini ve babasına karşı olan savaşta yanlarında yer alacağını söyler.Ona neden inanacaklarını soran Raynor ve Findlay’e,Kerrigan’ı kurtarabileceğini söyleyerek cevap verir.Ellerindeki kalıntıların Xel’Naga’nın orijini olduğunu ve eğer onları birleştirirlerse Kerrigan’ı tekrar insana dönüştürebilecek bir silahı oluşturabileceklerini anlatır.Babasından çok daha iyi ve adil bir imparator olacağını düşünen Valerian,bunu halka hem Raynor ile birlik olup onu tam anlamıyla temize çıkararak,hem de Kerrigan’ı kurtararak kanıtlamak istemektedir.Valerian,Raynor ve Findlay’i ikna eder.Kerrigan’ı ele geçirmek için Char’a gitmeden önce son kalıntı parçasını almaları gerekir.Eski bir Xel’Naga uzay gemisi enkazında Tal’darim’i son kez yenilgiye uğratıp tüm kalıntılara sahip olmayı başarırlar.


Raynor’un Valerian Mengsk ile anlaşması mürettebatı,akıncıları ve dostları arasında fikir ayrılıkları oluşturur.Hyperion’da bazı tartışmalar çıkar.Özellikle bu olay eski dostlar Raynor ve Findlay’i karşı karşıya getirir.Mengsk’in oğluyla olan anlaşmadan rahatsız olan Findlay,can dostu ile kavgaya tutuşur ve sonunda Raynor Findlay’i mağlup eder.Bu olaydan sonra iş tatlıya bağlanır,tüm mürettebat ve dostları Raynor’a verdiği karardan dolayı tekrar güven duyarlar.


Zerg ana gezegeni Char’a yapılacak saldırı öncesi tüm hazırlıklar tamamlandıktan sonra işgal başlar.Savaş için gezegenin yüzeyine inmeye çalışırlar ancak çok yoğun bir savunma vardır.İlk etapta sadece Raynor ve küçük bir grup Char’a ayak basar ve saldırılara karşı ayakta kalmayı başarır.Yüzeydeki çatışma sürerken General Warfield’ın savaş gemisi aldığı yaralar sonucu gezegene düşer.Gemiden kurtulan Warfield ve askerleri,Zerg saldırılarına karşı sağ kalmaya çabalarlar.Dayanma güçlerini tamamen yitirdikleri anda Raynor ve Findlay onlara ulaşır ve Zerg saldırısını hem havadan hem karadan dağıtarak onları kurtarır.Yüzeydeki komuta merkezlerini kurarak savaşı oradan yönetmeye başlarlar.





Zorlu çatışmaların ardından artık Zergler’in ana merkezi “Kovan”a (Hive) ilerlemeleri gerekmektedir.Bunun için de dişli hava ve kara savunmasını geçmeleri şarttır.Uzun süren uğraşlar sonucu Zergler’in defansif güçlerini ortadan kaldırırlar.Tam bu safhada Prens Valerian Xel’Naga kalıntılarını birleştirmiş,Kerrigan’ı insan yapacak ve Zergler’i durduracak silahı tamamlamıştır.Sayıca çok daha fazla olan Zerg sürüsünü ancak bu silahla durdurabilme şansları vardır.Son saldırı için silah savaş alanına kurulur ve ateşleme için şarj olması beklenirken Zergler saldırmaya başlar.Görülmemiş bir yoğunlukla savaş alanındaki üsse saldıran Zergler’e Raynor ve askerleri çok zor dayanır.Savaşı kaybetmeye yaklaştıkları anda silah şarj olur ve General Warfield onu ateşler.O bölgedeki tüm Zerg güçleri tamamen yok olur.


Kovan’ın içine giren Raynor ve Findlay,Kerrigan’ı yerde insan formunda bulurlar.Silah işe yaramış,Kerrigan eski haline dönmüştür.Ancak Raynor burada acı bir gerçeği öğrenir.Tychus ona baştan beri yalan söylemiştir.Findlay’i hapisten çıkarıp onu bu ölüm zırhına hapseden Arcturus Mengsk’tir.Mengsk Findlay’e,Kerrigan’ı yok etme karşılığında özgürlüğünü verecektir.Tychus kendisine gelen “vur” emrini uygulamaya hazırlanırken Jim Raynor onu engeller ve eski dostunu öldürür.Sevdiği kadını kucaklayan Raynor,Kovan’dan çıkarak gün batımına doğru yürür.Arcturus ile olan hesabı başka bahara kalır.





Tam burada Starcraft 2 : Wings of Liberty sona eriyor ve ben de yazımın sonuna geliyorum.Macera serinin ikinci bölümü Heart of the Swarm ile devam edecek.Yeni bölümde Kerrigan yönetimindeki Zerg senaryosunu oynayacağız.Oyunun 2012’de çıkması bekleniyor.Aşağıda Heart of the Swarm ile ilgili bir Preview Trailer bulabilirsiniz.Umarım yazımı keyifle okumuşsunuzdur.Yeni yazılarımda görüşmek üzere şimdilik hoş çakalın:)




                                           Heart of the Swarm Preview Trailer

8 Aralık 2011 Perşembe

SW:THE OLD REPUBLIC’TE GERİ SAYIM


“You were trusted to lead the Republic,but you were deceived.”



Yıllardır kendini heyecanla bekleten ve çok umut bağlanılan Bioware’in MMORPG’si Star Wars:The Old Republic,sevenleriyle tam anlamıyla buluşmak için gün sayıyor.Beta Key’lerini eline alanların balıklama olarak test evresine daldığı oyunda,deneme sürecinin sonuna gelindi.Çok konuşulan oyun 22 Aralık’ta resmen oyunseverlerin elinde olacak.


İlk açıklandığı günden beri gerçekten merakla beklenen oyun,her geçen an yeni bir özelliğiyle karşımıza çıkıyordu.Knights of the Old Republic (KOTOR) serisinin devamı niteliğinde olacak ama bunu onlar gibi single değil de devasa online bir oyun olarak yapacak yapımın hazırlanma aşamasındaki haberler,oyuncuları hem heyecanlandırmış hem de oyunun iyi olup olmayacağı konusunda endişelere itmişti.Star Wars evreninde geçen bu oyunun kusursuz olması için çok dikkat edilmesi gerektiği ortak düşünceydi.Grafiklerden,oynanış biçimine kadar her özelliği hakkında yorum yapıldı veya eleştirildi.Herkes merakla bu oyunun bir fiyasko mu yoksa ortalığı kasıp kavuran bir başyapıt mı olacağını merak ediyordu.Uzun bir bekleyişin ardından geçen ay test serverları açıldı.Beta Key’ler alındı,baba oyuncular oyun evrenine ilk adımlarını attılar.Test evreninde geçirilen zamandan sonra tüm yorumlar beklenenden çok daha iyiydi.

Oyundaki senaryonun verilen kararlara göre şekillenmesi,aydınlık veya karanlık tarafa puan verilerek ilerlenmesi,ilerlenen tarafa göre yaratılan karakterin ses ve görüntüsünün değişmesi,her görevde bir videonun girerek görselliği ve atmosferi arttırması,Bioware oyunlarından alışkın olduğumuz karakterler arası duygusal yakınlaşmaların meydana gelmesi ve diğer oyunlara göre rol yapma tarafının daha ön planda olması oyunun beta versiyonunda ilk gözlemlenen olumlu gelişmeler arasında gösteriliyor.Tek oyunculu oynar gibi devasa online oynama hissini verdiği de söyleniyor.Görünen o ki,ilk izlenim beklenenden çok daha iyi.Fiyasko olur diyenler bile beta ile çark etmiş durumda.Benim en çok merak ettiğim şey ise oyunda Revan’ın olup olmayacağı.

Bu yeni doğmuş bebeği heyecanla beklerken Bioware’den bizim için kötü haber geldi.Oyun Avustralya ve Asya ülkeleriyle birlikte Türkiye’de de ilk etapta satışa çıkmayacak.Firma bununla ilk günlerdeki server yığılmalarını önlemeyi planlıyor,ancak bu durum yurtdışından sipariş vermeye engel değil.

Projenin o ilk açıklandığı tarihten itibaren çok uzun zaman geçti ve beklenen an gelmiş bulunmakta.22 Aralık’ta oyun resmen piyasaya çıkıyor.Rakibi ise her MMORPG’de olduğu gibi World of Warcraft.Sonu ne olur bilemem ama yıllardır bu türde tartışmasız lider olan WoW’un tahtı bu sefer çok sağlam derecede sallanıyor.Star Wars:The Old Republic elinde ışın kılıçlı ve lazer tabancalı karakterleriyle gümbür gümbür geliyor.


Aşağıda oyunun 3 adet trailerını izleyebilirsiniz.


                                              The Deceived Trailer



                                               Hope Trailer


                                               Cinema Intro

24 Kasım 2011 Perşembe

STARCRAFT DESTANI – BÖLÜM 3


Starcraft Destanı yazı dizisinin üçüncü ve son bölümüne hoş geldiniz.Bundan önceki iki bölümde Terran,Protoss ve Zerg ırklarının doğuşu ile yollarının birbirleriyle kesişmesini oyun öncesi hikayenin içinde öğrenmiştik.Bu son bölümde ise oyun içi hikayelere dalış yapıyoruz.İlk Starcraft’ta olanları,ek paket Broodwar öncesi yaşananları ve Broodwar içindeki hikayeyi anlatıp Starcraft 2’nin başında yazıyı sonlandıracağız.Yine büyük keyif alacağınızı düşünüyor ve hemen bu destanın üçüncü ve son bölümüne geçiyorum.



STARCRAFT OYUN İÇİ HİKAYE:


Terran Konfederasyonu'na bağlı eski madenci,yeni mareşallerden biri olan Jim Raynor,Mar Sara’daki ani Protoss saldırısına karşı görevlendirildi.Ancak Protoss bu gezegene saldırı yapmadı.Raynor daha sonra bu gezegendeki Zerg istilasını fark etti ve onlara karşı savaştı.Sonunda Zergler’i savuşturdular  ve onlar tarafından enfekte edilmiş bir kumanda santralini yok ettiler.Ama bu hareket Konfederasyon generali Edmund Duke’la ters düşmesine neden oldu.Hükümet aracına zarar vermekten tutuklanan Jim Raynor bir mahkum gemisine konularak götürüldü.

Yolculuk sırasında Korhal’ın Oğulları gemiye saldırıp Jim Raynor’u kurtardılar.Bunun üzerine Jim Raynor ve adamları Konfederasyon’dan ayrılarak Arcturus Mengsk’in yanına geçtiler.Daha sonra buradaki Zergler’e saldıran Protoss,Mar Sara’yı yok etti.

Korhal Oğulları Antiga Prime gezegenine çekildiler,burada kısa süre önce bir isyan başlangıcı olmuş fakat Alpha Squadron (Edmund Duke’un güçleri) tarafından bastırılmıştı.Sarah Kerrigan ile birlikte Raynor gezegende konuşlu Konfederasyon güçlerini yok ederek koloniyi özgürleştirdi.

Kısa süre sonra General Duke'in gemisi Norad II,atmosferde Zergler’in saldırısına uğradı ve düştü.Raynor,Mengsk tarafından emredildiği üzere General'i kurtardı,akıllıca bir hamleydi cünkü Alpha Squadron ve General'in isyancı saflarına katılması sağlandı.

Raynor 6 ay boyunca Antiga Prime’da Konfederasyon,Zerg ve isyancılar arasındaki çarpışmalarda görev aldı.Korhal Oğulları’nın Delta Squadron'a karşı bir psi-emitter kullanmaları ise Raynor'un hiç hoşuna gitmedi,ayni tür bir aygıt Mar Sara'ya gizlice yerlestirilmis ve Zergler'in işgale gelmelerine sebep olmuştu.
Koloninin tahliyesi esnasinda Raynor geride kalan kolonicileri kurtarmak icin bir operasyon düzenledi.Savaş esnasında Tassadar önderliğinde Protoss ırkı geldi ve insanlarla temas kurdular,hatta yardim bile ettiler.Raynor,Korhal Ogullari ile birlikte Antiga Prime gezegeninden kaçtı ve Tarsonis'e gitti,gidişlerinin hemen ardından Protoss,gezegeni bir ateş topuna çevirdi.

Kaçış esnasında Raynor,Mengsk'in giderek büyüyen aç gözlülüğünden ve artan acımasızlığından rahatsız olduğunu fark etti.Kerrigan birazcık daha iyi hissediyordu.Raynor'un telepatlarla ortak bir geçmişi vardı ve bu yeteneğe sahip olanlara sempati besliyordu.Sempati,arkadaşlık ve belki daha ilerisine giden yollar açabilirdi fakat ikisi için işleri ileriye götürecek zaman yoktu.

Bundan sonra Arcturus Mengsk artık Konfederasyon başkenti olan Tarsonis gezegenini yok etmeye karar verdi ve güçlerini buraya yönlendirdi.Kerrigan ve Jim Raynor Tarsonis sokaklarında savaş verirken,Edmund Duke orbital platformlara düzenlenecek saldırıyı yönetiyordu.Mengsk çok akıllı bir plan yapmıştı.Var olan 3 orbital platforma Psi-Emitter adı verilen cihazlardan koymuştu.Bu cihazlar telepatik sinyaller yayarak Zergler’i kendilerine çekmeye yarıyordu.Mengsk’in planı Zergler'i buraya çekerek Konfederasyon’u kendi pisliğinde boğmaktı.Raynor ve Kerrigan bunu beğenmediler ama plan uygulandı.Tarsonis’te kaos yaşandı.Savaş biterken Mengsk sağ kolu Kerrigan’ı,Zergler'i çekerek yaptıkları saldırının başarılı olup olmadığını yakından görmesi için Tarsonis’te başka bir bölgeye yolladı.Raynor buna itiraz etti ve Mengsk’le ters düştü.Kerrigan’ı gitmemesi yolunda ikna edemedi ve ona yardım etmesi engellendi.

Mengsk’le son kez ters düşen Raynor onu dinlemedi ve Kerrigan’ın peşinden gitti fakat onu bulamadı.Korhal Oğulları’ndan tamamen ayrılmayı seçen Raynor adamlarıyla birlikte Tarsonis’ten güç bela kaçtı.Kaçarken de Mengsk’in gemisi Hyperion’u ele geçirdi.

Tarsonis’in düşüşünden sonra yok olan Konfederasyon’dan geriye kalanı bünyesinde toplayan Mengsk,Terran Dominion‘ı kurdu.Artık Mengsk hastalıklı bir adama dönüşmüş,elde ettiği inanılmaz güçle ve egolarıyla yanıyordu.


Tarsonis’ten kaçan Jim Raynor Char adlı gezegene sığındı.Burada beklemediği bir anda Zergler tarafından enfekte edilmiş öldü sandığı Kerrigan’la karşılaştı.Kerrigan artık bir Zerg’tü.Fiziksel ve zihinsel olarak çok güçlenmişti.Raynor’a artık insan olması için hiçbir sebebinin olmadığını söyledi ve gitmesine izin verdi.Raynor buradan da kaçmaya çalıştı ama çoğu uzay gemisi Zergler tarafından enfekte edilmişti.Bu sırada Tassadar Raynor’a yardıma geldi ve enfekte olan gemileri yok edip Raynor’u kurtardı.Char gezegeninde başka bir yere kaçtılar.

Burada Raynor ve Tassadar uzun süredir ortada olmayan Dark Templar’dan biriyle,Zeratul’la karşılaştılar.Zeratul’un Char gezegeninde bir Cerebrate’i yok etmesine tanık oldular.Bu olaydan sonra Tassadar Zergler’i yenmenin bir yolu olduğunu fark etti.Çünkü Protosslar Zerg Cerebrate’lere zarar veremiyorlardı ama Dark Templarlar bunu başarabiliyordu.Tassadar Zeratul’la ittifak kurdu ve hepsi tek bir safta birleştiler.Daha sonra Tassadar ve Zeratul Protoss gezegeni Aiur’a geçtiler.

Cerabrate’in yok olması Zergler’in yönetimine zarar verdi ancak başka bir olaya daha yol açtı.Cerabrate’i yok eden Zeratul ile Zerg Overmind,zihinsel bir bağla birbirine bağlandı.Bu bağlantı sayesinde Overmind,Zeratul’un zihninden yıllardır aradığı ancak bulamadığı Protoss’ların gezegeni Aiur’un yerini öğrendi.Overmind hemen tüm güçleriyle Aiur’a gitti.

O sırada Conclave başkanı Judicator Aldaris,High Templar Tassadar’ın sürgün ırk Dark Templar ile yakınlaşmasını suç olarak gördü ve Tassadar’ın yakalanmasına karar verildi.Tassadar ve Zeratul buna karşı gelince Protosslar arasında bir iç savaş çıktı.Tam bu sırada Overmind önderliğindeki Zergler Aiur’a indi ve Overmind gezegenin kabuğuna yerleşti.Daha sonra Zerg istilası başladı.Kendi savaşlarını unutan Protosslar Tassadar ,Zeratul, Praetor Fenix ve Dark Templarlar ile birlikte Zerglere karşı savaştılar.Dark Templarlar bu savaşta 2 Zerg Cerebrate’ini yok edince kendilerini kanıtlamış oldular ve Protoss Conclave’i Dark Templarlar’ı tekrar bünyelerine aldılar.

Savaş bütün hızıyla sürüyordu ve Protosslar Overmind’a doğru ilerliyorlardı.Bu sırada Jim Raynor da Protosslar’a yardıma geldi.Zergler de ise Sarah Kerrigan çarpışıyordu.Raynor’ın da yardımıyla Overmind koruması zayıflatıldı ve dış kalkanı yok edildi ancak Protosslar çok fazla kayıp verince geri çekildi.En sonunda Tassadar’ın aklına bir fikir geldi.Kendi psişik gücünü Dark Templarlar’ın gücüyle birleştirerek kendi kumanda gemisinde yoğunlaştırdı ve ardından bu gemiyle Overmind’a daldı.Kendini feda ederek Overmind’ı yok etti.Bu olaydan sonra Tassadar büyük bir Protoss kahramanı olarak anıldı.



STARCRAFT BROODWAR ÖNCESİ:


Zerg Overmind yok olduktan sonra büyük bir patlama oldu ve Protoss Gezegeni Aiur’un %70’i yok oldu.Protosslar’ın kahramanları Judicator Aldaris,Praetor Fenix,Dark Templar Zeratul,yeni rütbe almış genç Artanis ve Jim Raynor  geride kalanları güvenli bir yere götürmek zorundaydılar.

Aiur’da Protoss ve Zerg savaşı sürerken Terran Dominion imparatoru Arcturus Mengsk iyice güçlenmiş ve Konfederasyon’dan geriye kalan tüm Terran kolonilerini emrinde toplamıştır.Artık tek merak ettiği eski teğmenine ne olduğudur:Kılıçların Kraliçesi Sarah Kerrigan’a.

Koprulu Sektörü’nde bunlar olurken dünyada da gelişmeler oluyordu. UPL,Koprulu Sektörü’ndeki Konfederasyon ile İsyancılar çarpışmasına sessiz bir tanık olmuştu.Bu sayede diğer ırkları da öğrenmişlerdi. Yıllarca 3 ırkın savaşını izleyen UPL kendini sürekli bu savaşlar ve ırklar konusunda eğitti.Artık bu konuda kesin adımlar atmayı planlıyordu ancak insanlar daha önce bu tarz yaratıklarla karşılaşmamıştı.Bu durum UPL’de küçük bir panik yaşanmasına neden oldu.Ama UPL bu yaratıkların dünyaya saldırmasına kesinlikle izin vermemeliydi.Bu düşünceler sonucunda bir çok ülke UPL’e katıldı ve organizasyon büyüyerek “United Earth Directorate” adını aldı.Böylece yaratık hareketlerine karşı daha aktif bir savaş pozisyonu kazanan UED,elindeki tüm imkanları yaratıklara ve onların planlarına karşı eğitilmede kullandı.Protoss ve Zergler’i aylarca inceledikten sonra UED,bu 2 ırkın güçlü ve zayıf yanlarını ortaya çıkaran bir veriye sahip oldular. Bu sayede yaratık saldırılarına son vereceğine inanan UED,Koprulu Sektörü’ndeki çatışmayı da sonlandıracaktı.

Bu askeri gücü yöneten parlak zekalı Amiral Gerard DuGalle’ın 2. bir görevi de Zergler’i kontrol ederek Protosslar’ın üzerine salmaktı.Böylece insanlığın devamını güvenceye alacaktı.



BROODWAR OYUN İÇİ HİKAYE:


Protoss kahramanları Aiur’da sağ kalanları Dark Templar gezegeni olan Shakuras’a götürmeye karar verirler.Bunu yapmak için de Warp Gate’ten geçerler,Shakuras’ta çok yaşlı olan Dark Templar Matriarch’ı Raszagal ile tanışırlar.Bu sırada Zergler de Protossları takip ederek Warp Gate’ten Shakuras’a geçer.Raszagal buna rağmen diğerlerine Shakuras’ta bulunan bir Xel’Naga tapınağının aktif hale getirilmesi halinde Zergler’i gezegenden atabilme şansları olduğunu söyler.


Daha sonra Zeratul ve Artanis Shakuras’ta Sarah Kerrigan’la karşılaşırlar.Kerrigan savaş için gelmediğini,Zergler’in Char gezegeninde yeni bir Overmind oluşturduğunu ve kendisinin onlara yardım etmek istediğini söyler.Zeratul ve Artanis isteksizce Kerrigan’la birlikte Xel’Naga tapınağını aktifleştirecek 2 kristali almanın peşine düşerler.Kristalleri ele geçirip dönmeye hazırlandıklarında ise Judicator Aldaris’in Kerrigan’la iş birliği yapmaları nedeniyle Dark Templarlar’a karşı bir isyan başlattığı ortaya çıkar.Ama isyan bastırılır ve Kerrigan Aldaris’i öldürür.Kerrigan’ın neden Aldaris’i öldürüp Protosslar’a kristallerin ele geçirilmesinde yardım ettiği ise sonradan ortaya çıkar.Kerrigan,tapınağın aktif hale gelmesi sonucunda oluşacak yüzey saldırısında Cerebratelerin yok olmasını istemektedir.Böylece gezegenden ayrılmadan önce Zergler’i tek başına yönetebilecektir.Artanis ve Zeratul tapınağın çalışmasının Kerrigan’ın planlarını gerçekleştireceğini bilmelerine rağmen bir seçim yapmak zorunda kalmış ve Zergler’i Shakuras’tan tapınağı kullanarak temizlemişlerdir.

UED güçleri dünyadan yola çıkmış ve Terran Dominion’u yok etmeye gelmektedir.Koramiral Alexei Stukov,askerlerinden Samir Duran’ı özel danışmanı yapmıştır.UED,eski Terran başkenti yıkık Tarsonis’te Psi Disrupter adı verilen,Zerg iletişimini bozan bir cihazın varlığını tespit ederler.Samir Duran,Amiral DuGalle’ı bu cihazın yok edilmesi yönünde ikna etmiş olmasına rağmen,Stukov son anda Duran’ın onu tamamen yok etmesini engellemiş ve saldıryı hafifletmiştir.UED daha sonra Terran Dominion yönetim gezegeni olan Korhal 4’e yönelir.Burada UED,Arcturus Mengsk’in ordularını ağır bir yenilgiye uğratır.Ancak Jim Raynor yönetimindeki bir Protoss filosu Mengsk’i son anda kurtarır.UED kuvvetleri Raynor ve Mengsk’i Aiur’a kadar kovalarlar.Ancak burada Samir Duran takibi bırakarak pozisyonundan ayrılır ve Zergler’in operasyona karışmasına izin verir.

Duran’ın yaptıklarından korkan ve DuGalle’ın Duran’ın ihanetlerini görmemesinden dolayı ortada kalan Stukov,yanına bir kaç kuvvet alarak Psi Disruptor’ı tekrardan inşa eder.Bunu öğrenen Amiral DuGalle,Duran’ı Stukov’u öldürmesi için onun peşinden yollar.Psi Disruptor’ın içinde yaşanan çatışma sonucu Duran Stukov’u öldürür ancak Stukov ölmeden önce DuGalle’ı Duran’ın Kerrigan’la işbirliği yaparak ihanet ettiği konusunda ikna eder.Duran Psi Disrupter’ı sabote etmek ister ama UED buna izin vermez.Bunun üzerine Samir Duran kaçar.Psi Disrupter’ın özellikleri sayesinde UED ve DuGalle Char’daki Zerg dünyasına saldırır ve uyuşturucularla Overmind’ı kontrol eder.

Overmind’ın UED kontrolü altına girmesi sonucu Kerrigan’ın kuvvetleri de dahil yerli gruplara karşı tüm operasyonlar zarar görür.Bunun üzerine Kerrigan ve Duran UED’ye savaş açmaya karar verirler.Öncelike Preator Fenix,Jim Raynor ve Arcturus Mengsk’i UED’nin herkesi yok etmek istediği konusunda ikna ederler.Mengsk,başı zaten UED ile belada olduğundan bu teklifi kabul eder.Raynor,Kerrigan’ın değiştiğine inanmak istediğinden onun yanında yer alır.Fenix ise Aiur’daki olaylardan habersiz olduğundan ve diğerleri Kerrigan’ın yanına geçtiğinden bu ittifakta yer alır.Kerrigan ve diğerleri önce Psi Disruptor’a saldırarak onu yok ederler.Daha sonra UED güçlerinin Terran Dominion’un elinden aldıgı Korhal 4‘e saldırırlar.Bu saldırı sonucu UED Korhal 4 üzerindeki tüm yönetimini kaybeder.

Bu olayların hemen ardından Kerrigan gerçek yüzünü gösterir ve müttefiklerine ihanet etmeye başlar.Önce çok yüklü sayıda Dominion gücünü yok eder,ardından Fenix’i ve Mengsk’in sağ kolu Edmund Duke’u öldürür.Fenix ve Edmund Duke’un ölümleriyle doymayan Kerrigan,Samir Duran ile birlikte Shakuras’a gidip Raszagal’ı kaçırır.Raszagal’ı Zeratul’a şantaj yapmak için kullanır.Zeratul’dan Char’daki Overmind’ı yok etmesini ister.Böylece tüm Zerg güçleri Kerrigan’ın kontrolü altına girecektir.Zeratul Overmind’ı yok eder ve Raszagal’ı kurtarmayı dener.Bunu başarır ama Kerrigan kaçmalarını engellemek için Raszagal’ın beynini yıkar.Zeratul onu kurtarmayı denese de Raszagal’ın beyninin geri döndürülemez bir biçimde yıkandığını görür ve onu öldürmek zorunda kalır.

Bu olaylardan sonra Artanis’i bulmak için Char’dan ayrılmaya hazırlanan Zeratul,şans eseri Samir Duran’ın Kerrigan’dan habersiz bir genetik laboratuarda Protoss/Zerg melezi yarattığını öğrenir.Zeratul bu laboratuarı yok eder.Ancak Samir Duran bunun sadece laboratuarlardan biri olduğunu söyler.Daha sonra Duran’ın aslında Kerrigan’a hizmet etmediği,çok başka bir gücün mensubu olduğu ortaya çıkar.Tam o sırada Kerrigan Char gezegeninde Terran Dominion,UED ve intikam için gelen Artanis yönetimindeki Protoss filosu tarafından saldırıya uğrar.Sayıca az olmasına rağmen Kerrigan,bu 3 filoyu da yenilgiye uğratıp,UED’yi tamamen siler.Kerrigan her yerde zaferi kazanmıştır.


Savaştan sonra Amiral Gerard DuGalle,görevinde başarısız olduğu ve hatalı bir şekilde Alexei Stukov’u öldürttüğü için çok pişman olur.Üzüntüden kendini kaybeder.Karısına son bir mektup yazarak ihtihar eder.

Savaşı kaybeden tarafta bulunan ve içine kapanan Jim Raynor,silah arkadaşı Zeratul’a Shakuras’ta veda edip gemisi Hyperion’a binerek gözden kaybolur.Zeratul da kendi gemisiyle Shakuras’ı terk eder ve bilinmezliğe gider.

Kerrigan böylece sektördeki tek dominant güç olmayı başarır.

                                                                    ____

Bu destansı yazının burada sonuna gelmiş bulunuyoruz.Hikayenin bu noktasından sonra Starcraft 2 başlıyor.İlerleyen günlerde Starcraft 2 ile ilgili bir yazı yazmayı düşünüyorum ama henüz ne zaman yazacağıma karar vermedim.Yazarken çok keyif aldığım bu üç bölüme burada son veriyor ve sonraki yazılarımda tekrar görüşmeyi diliyorum.Hoşça kalın ama Starcraft’sız kalmayın derim.Görüşmek üzere.


“Protoss do not run from their enemies.Aiur is our homeworld,it is here that we shall make our stand!"


                                                                                         Judicator Aldaris

21 Kasım 2011 Pazartesi

STARCRAFT DESTANI – BÖLÜM 2

“Starcraft Destanı” yazı dizisinin ilk bölümünde oyun öncesi hikayeye ve Terran ırkının nasıl doğduğuna değinmiştim.Bu bölümde ise oyun öncesi hikayenin içinde yol almaya devam ederken,Protoss ve Zerg ırkının nasıl doğduğunu,Xel’Naga’nın ne olduğunu ve bu ırkların yollarının Terranlar ile nasıl kesiştiğini öğreneceğiz.Bakalım olaylar nasıl gelişmiş.



OYUN ÖNCESİ HİKAYE VE IRKLARIN DOĞUŞU:



PROTOSS VE XEL'NAGA
 


Protosslar nasıl doğmuş ve yolları diğer ırklarla nasıl kesişmiş ona bakalım.


"My life for Aiur"

Xel'Naga, galaksileri dolaşan ve seçtikleri ırkların belli genetik kapasitelerini artıran ya da onlara yeni yollar sunan bir ırktır.Onların ilk ve çok üstün olduklarına inanılır.Bu ırk son derece iyi huylu ve yapıcıdır. Bir şekilde Samanyolu Galaksisi'ne de yolları düşüyor ve bu sıralarda formda saflığın ideal bir ırk yaratacağını düşünüyorlar. Bu düşünceyle, zamanında uğraştıkları, galaksinin ucunda, yoğun ormanlarla kaplı Aiur gezegenindeki avcı bir ırkı uygun buluyorlar. Kabilesel bir gruplaşmaya sahip, fiziksel olarak hızlı ve güçlü olan bu ırkın, Xel'Naga'nın asıl ilgisini çeken özelliği, kendi aralarında içgüdüsel olarak kurdukları karmaşık psişik bağ oluyor. Xel'Naga, bu ırka yeteneklerini geliştirmek için öğretilerde bulunmaya başlar ve onlara Protoss yani ilk-doğan (first born) ismini verir. Protoss bu tanrıların öğretileriyle gelişmeye başlar fakat Xel'Naga bundan tatmin olmaz. Protoss'un çok daha büyük bir potansiyele sahip olduğunu düşünerek, evrimlerini hızlandırmaya karar verir. Bu sebeple yaptıkları, Protoss'un birden farkındalığa kavuşmasına sebep olur. Bu hızlı gelişimle, Protoss önce kendi arasında bozulmaya başlar, bir kısım kendini diğerinden daha üstün görür, kabileler yavaş yavaş ayrılır. Gittikçe bu ayrım artar, Protoss Xel'Naga'yı dahi küçük görmeye başlar ve ayrım öyle bir hale gelir ki, Protoss'un psişik bağı bozulur. Xel'Naga Protoss'u fazla zorladığına karar verip, Aiur'dan uzaklaşmaya başlar, uzaya çıkış teknolojilerini keşfetmiş Protoss bu "ihanete" karşılık saldırıya geçer ve bir kısım Xel'Naga gemisini yok eder, ancak kalanlar kaçmayı başarır.

Protosslar psişik bağlarını kaybettikten ve hızlı evrim sonucu aşırı gelişip güçlendikten sonra benliklerini yitirmişlerdir.Tam bir kaos ortamı oluşmuştur.Bu yüzden galaktik tarihte bilinen en kanlı ve şiddetli İç Savaş olan "Büyük Kavga" başladı. Sayısız nesiller boyu süren hiddetli savaşlarla Büyük Kavga gerçekte, birbirlerini terkedilmelerinden sorumlu tutmalarından ileri geliyordu. Protoss tarihindeki bu kayıp dönem hakkında çok az sayıda kayıt bulunmasına rağmen, İlk Doğanlar'ın acımasız katil lejyonlara dönüştüğü açıktır. Yüzyıllarca kardeşlerine anlamsız kin besleyen tüm Protoss nesilleri, geçmişteki efsanelerinden ya da atalarının paylaşmış olduğu ortak zihinsel bağdan bihaber yaşayıp öldüler. Kabileler arasındaki bu tarihi savaşlarda eskiden Aiur'un sahip olduğu dev kıtaların bile harap edildiği söylenir.

Bir zaman, Khas isimli bir genç Protoss yasak kabul edilmiş Xel'Naga öğretilerini çalışır ve onlardan kalan Khaydarin kristallerini ortaya çıkarır. Bu kristallerden gelen güç ve öğretilerin birleşimiyle, Khas, içgüdüsel olarak psişik linki hisseder ve bunu nasıl sebepsizce kaybettiklerini anlar. Aiur'u gezerek bu öğretileri tekrar yayan Khas, Khala diye anılan felsefeyi oluşturur, pek çok kabilenin katılımıyla, savaş dönemi sona erer ve Protoss arasında bir kast sistemi oluşur.


Khala, temel olarak değişmez bir davranış bütünlüğü sistemini tanımlamaya çalışan aynı zamanda Kabileler Sistemi'nden Sınıflar Sistemi'ne geçişi sağlan bir anlayış oldu. Değişim kabileler arasındaki eski düşmanlıklardan kalanları arındırmada yardımcı olmuş, yeni başlangıcın kabul görmesinde ve yaygınlaşmasını da hızlandırmıştı. Tüm Protoss kabileleri üç sınıfa ayrıldı; bunlar Judicatorlar, Khalailer, ve Templarlar 'dı.

Kıdemlilerden ve ileri gelenlerden oluşan Judicator sınıfı, Protoss'un Khala Kanunlarıyla yönetilmesinden sorumluydu. Judicator Topluluğu Conclave olarak bilinen küçük bir kıdemliler grubu tarafından yönetiliyordu. Protoss'un büyük çoğunluğunu ikinci sınıf olan Khalai oluşturuyordu. Khalai sınıfı Büyük Kavga'dan sonra anavatanlarını tekrar inşa etmeye çalışan tüccarları, bilim adamlarını ve işçileri simgeliyordu. Üçüncü sınıf olan Templar ise Aiur'un savunucuları olan ve Khala disiplininde zihinsel güçlerine tekrar kavuşmuş kutsal savaşçılardı. Conclave'in liderliği, Judicator'ın idarecileri ve silahlı Templar'ın istekli gücüyle Protoss kısa zamanda yıkık gezegenleri Aiur'u görkemli bir cennete dönüştürdüler. Gelişen refah düzeyinin liderliğinde kaybettikleri bilimleri ve çalışmaları yeniden keşfetmeleriyle yıldızlararası yolculuklara başlayıp birkaç yüzyılda galaksilerindeki yüzlerce gezegene yayıldılar ve medeniyetlerini buradaki gelişmiş ırklara taşıdılar. En sonunda bir zamanlar Xel'Naga' nın idaresindeki dünyaların sekizde biri kadarını ele geçirmişlerdi.

Khala'nın değişmez kurallarını daima koruyan Protoss, Dae'Uhl' un görevini, "Büyük Koruma" yı üstlendiler. Xel'Naga' nın eski geleneklerini sürdüren Dae'Uhl, Protoss'tan himayelerindeki daha küçük ırkların korunmasını istedi. Bununla birlikte Protoss, atalarının yaptığı gibi daha küçük ırkların evrimsel gelişimlerine müdahale etmeyi istemedi. Dış tehditleri tetikte bekleyip kimseye hissettirmeden korumalarına göz kulak oldular. Bu da onların Xel'Naga' dan farklı oldukları tek noktaydı. Bölgelerindeki çeşitli dünyalarda yüzlerce tür birileri tarafından yukardan korunduklarını bilmeden büyüyüp gelişmişti.

Öte yandan tüm Protoss ırkı Khala'yı kabul etmez. Bir grup Protoss Aiur'da kaçak olarak yaşamaya başlar. Bundan tek haberi olan, Judicator'ların oluşturduğu Conclave'dir. Conclave Adun isimli Protoss ve adamlarına, bu "tehdidi" ortadan kaldırmalarını emreder. Ancak genç bir Templar olan Adun, kendi ırkından olanları öldüremez ve onlara psişik fırtınalarla kendilerini saklamayı öğretir. Ne var ki, Khala'yı benimsemeden bu fırtınaları kontrol etmek imkansız olduğundan, bu yöntem işe yaramaz ve psişik fırtınalar Aiur'da pek çok yeri vurur ve kaçak kabileleri ortaya çıkarır. Bunun üzerine Conclave tekrar bir av ve savaş başlatır. Sonunda Conclave bu kaçakları yakalayarak emirlere itaat etmeyen Adun’la birlikte bir taşıma gemisiyle uzaya sürgüne yollar. Zaman içinde anavatanlarından sürgün edilen bu ırk Dark Templar olarak bilinir ve uzaya çıktıktan sonra Conclave’e olan öfkeleri nedeniyle Protoss'la aralarındaki psişik bağı sağlayan sinirleri keserler ve onlardan bir daha haber alınamaz .Uzun bir süre uzayda dolanan Dark Templarlar,üzerinde bir Xel’Naga tapınağı bulunan Shakuras gezegenine yerleşirler ve burayı anavatanları yaparlar.

Protoss, bölgelerinin yakınlarına insanlığın gelmesine sessizce tanık oldu. Bu gezgin ırkın kökenleri hakkında fazla bir şey bilmemelerine rağmen değişken ve kısa ömürlü insanların ilginç bir inceleme olacağını düşündü. Gelişmekte olan Terran kolonilerini izleyeli iki asır geçmişti. Terranlar Protoss sınırlarındaki bir düzineye yakın gezegende başarılı bir şekilde temel koloniler kurdu. Teknolojileri Protoss'a göre daha düşük olmasına rağmen yaşamaya başladıkları yerlere uyum sağlıyorlardı. Protoss, Terranlar’ın birbirleriyle sürekli kavga içinde olmasına rağmen teknolojilerini geliştirmeyi başarmalarını etkileyici buluyordu.

Xel’Naga öğretisi Dae'Uhl yani Büyük Koruma’yı Terran’lar üzerinde uygulamaya devam edem Protoss onların aslında nasıl da düşünmeden her türlü değeri tükettiğini fark etti.Terranlar gittikleri her yerdeki zenginlikleri tüketiyor ve ayrıldıklarında o bölgeleri bir çöl gibi bırakıyorlardı.Protosslar’ın öğretilerine ters olan bu duruma rağmen Dae’Uhl yüzünden Terranlar’ı koruyup izlemeliydi,onlarla temas kuramazdı.

Bir gün High Templar Tassadar’ın devriye gemilerinden biri uzayda canlı bir organizma topluluğu fark etti.Hemen incelemeye alınan bu topluluk bir işçi topluluğuydu.Protossların daha önce hiç görmemiş olduğu bu organizmaların beyinlerini Khaydarin kristalleriyle okudular ve bu organizmaların Terran’ı yok etmeye programlı olduklarını fark ettiler.Dehşete düşen Tassadar,Terranları korumak zorunda olduğundan hemen Koprulu Sekörü’ndeki insan kolonilerini geniş bir incelemeye aldı.


Bu sırada Protoss Conclave’i eğer bu organizmalar Terranlar'ı ele geçirirse tüm insanlığın yok edilmesi gerektiğini düşünüyordu.Tassadar ise buna kesinlikle karşıydı ve amacı Terranlar'ı bu sondan korumaktı.İnsan kolonilerini inceleyen Tassadar,Chau Sara isimli kolonide değişik hareketler tespit etti. Gezegenin bütün yer kabuğunun kalın ve toksik bir maddeyle kaplanmış olduğunu buldular. Yaratıklar pek çok insan kolonisini ya yok etmiş ya da kendilerine dönüştürmüşlerdi. Koloninin harap edilmesiyle dehşete düşen Tassadar, Terran' ın neden bu çaresiz kolonilerine yardıma gelmediğini merak ediyordu.

Kolonin kaderinden haberdar olan Conclave, Tassadar'a derhal tüm gezegeni yakması emrini verdi. Yakımın gezegendeki tüm yaşamı yok edeceğini bilmesine rağmen Tassadar,üzülerek emirleri yerine getirdi. Devasa Protoss savaş gemileri tüm silahlarını beklemeyen kolonilere ateşlediler. Pahalıya mal olan çabaları bu gezegendeki yaratık organizmalarını yok etmede başarılı olmuştu ama yakındaki gezegenlerin de işgal edilmeye başlamış olması kesindi. Tassadar, varsa bu gezegenlerin ve en ufak işgal edilme olasılıkları olan Terran kolonilerinin de yakılması emrini aldı. Filosunun rotasını ikinci işgal edilen dünya olan Mar Sara'ya çevirirken aldığı emirlerin ahlaki değerleri hakkında şüpheye düşmeye başlamıştı.

Protoss'un Chau Sara'daki ilk saldırısıyla tamamen şaşkına dönen Terran, Tassadar'ın filosunu durdurmak üzere hemen bir savaş filosu yolladı. Terran filosu, kolonileri Protoss'dan korumaya hazırlanırken Tassadar gemilerini geri çekiyordu. Kendi ikilemiyle mücadele verirken, Mar Sara'yı ya da onu korumaya çalışan filoyu yok etmeye niyeti yoktu. İnsanları nedensizce öldürmeden sadece yaratıkları ortadan kaldırabileceği bir yöntem aramaya başladı ve böylece hükümdarlarının soykırım emirlerine uymama kararı aldı. Terran alıcı menzillerinin dışında filosuyla birlikte yaratıkları ve insanları gözleyip beklemeye başladı. Ama bu sırada Mar Sara’yı ele geçirmeye başlamış ve kendilerine Zerg diyen ırk bu dünyaya sert bir saldırıya başlamıştı.



ZERG VE XEL'NAGA



Zergler nasıl doğmuş ve yolları diğer ırklarla nasıl kesişmiş ona bakalım.


Protosslar üzerindeki çalışmalarının onları aşırı egoist ve zihinsel bir ırk yapması başarısızlığının ardından Xel'Naga, formun değil, birliğin önemli olduğuna inanır ve özde saflığın peşinde koşmaya karar verir.Kafasındaki planları yeni bir ırkta 2. defa denemelidir.Bunun üzerine Zerus isimli, galaksinin çekirdeğinde bulunan ateş fırtınalarıyla savrulan kül-dünyaya giderler. Bu gezegendeki en basit, larva düzeyindeki yaratıklar olan Zerg ırkını ele alırlar. Bu ırk etrafını şekillendirmek için hiçbir yeteneğe sahip değildir, ancak genetik değişime açıktır. Xel'Naga'nın desteğiyle gelişen Zerg, önce Zerus'ta yaşayan diğer varlıkların vücuduna girmeyi, sonra belli hormonlarla başlayıp, içinde bulundukları yaratığı tamamen kontrol etmeyi ve nihayetinde bu kontrolü son seviyeye taşıyıp, yaratığın genetik özelliklerini değiştirip, bu genleri kendi gen havuzuna eklemeyi başarır.Bu yolla Zergler bir çok yaratığın genlerini ele geçirip kendi gen havuzuna aktarıp yeni özellikler kazanır.Bu sürekli devam eder ve Zergler sürekli yeni özellikler kazanarak inanılmaz bir güç elde eder.

Bir süre sonra Xel'Naga dehşet verici bir keşifte bulundu. Zerg'le birleşen yaratıklar başlangıçlarından birkaç nesil sonra tanınmayacak bir hal alıyordu. Bir şekilde Zerg, yaratıkların gizli evrim süreçlerini hızlandırıp kontrol edebiliyordu. Çeşitli yaratıkların hepsinde kalkan delici omurgalar, bıçak kadar keskin kol-bacaklar ve ultra kalın kabuklar geliştirmesine yol açan bir dizi aşamalı mutasyon gözlediler. Şaşırtıcı kısa bir zamanda tüm türler birleşip korkunç ve vahşi bir türü oluşturmuştu.


Bu gelişim sırasında Xel'Naga, Protoss'ta başına gelen yarattığı ırkın başına buyruk olma tehlikesini engellemek için Zerg'ü tek bir süper bilinç ile birleştirdi ve ona Overmind adını verdi. Overmind, tüm Zerg türlerinin içgüdülerinin birleşip toplandığı yarı-duygulu bir canlı haline geldi ve zamanla kişiliğin temellerini ve gelişmiş aklı oluşturdu.Zergler Overmind’ın emirlerine göre tek bir birlik halinde hareket ediyordu.Böylece başına buyrukluk meydana gelmiyordu.Overmind daha sonra Cerebrate adını verdiği yardımcı kolları yarattı.Bu kollar Overmind’dan aldıgı çeşitli emirleri farklı birimlere iletmekle görevliydi.Daha sonra Overmind Cerebrate’lere kendi yardımcılarını oluşturma yetkisi verdi ve onlar da bir alt kol olan Queen’leri yarattılar.Queenler mineraller toplayan droneları denetlemek ve ini korumak gibi görevlerle yetkilendirildiler.Daha sonra başka bir alt kol olan Overlordlar ortaya çıktı.
Zaman içinde Overmind, Zerus'u tamamen domine etti ve sürekli aradığı şeyi bekledi: gezegenden ayrılma gücü.Çünkü Zerg yakında Zerus’taki tüm yaratıklarla birleşecekti ve sürünün devam etmesi için yeni genler bulması gerekiyordu.Bu yüzden gezegenden ayrılmalıydı.Sonunda bir gün, uzayda dolaşan bir ırka telepatik telkinler yollayarak Zerus'a çekti ve bu ırkın uzayda gezebilme gücünü de aldı. 


Xel'Naga aslında yarattığı ırkın kendi sonu olacağını bilmiyordu.Uzayın derinliklerinde yavaş yavaş ilerlerken Overmind, Zerus'un göklerinde uğursuzca durduğunu düşündüğü güçlü Xel'Naga dünyası gemilerini fark etmişti. O ana kadar Overmind'ı sürekli gözleyen Xel'Naga, işitsel bağlarını koparıp kendini gizlemesinden endişe duyuyordu.Overmind,özündeki azgın delilikle artık uzayda dolaşabilen emrindeki Zerg sürülerini habersiz Xel'Naga 'ya gönderdi. Beklemediği saldırı karşısında tarihi ırk, sürekli artan Zerg saldırılarını püskürtebilmek için yapabileceği her şeyi denedi fakat çabaları yetersizdi. Zerg sürüleri güçlendirilmiş Xel'Naga gemilerinin omurgalarını hiçbir azalma belirtisi olmadan dalga dalga vuruyordu.

Xel'Naga ırkının büyük kısmı şiddetli Zerg kasırgasıyla sarsılırken, Overmind yaratıcılarının sahip olduğu bilgi ve kültüre ulaşmaya başardı. Binlerce sezgin varlığın bilgilerini kendininkilerle işleyerek tahmin edebileceğinden çok daha güçlü bir hal aldı. Kutsal Khaydarin Kristalleri'nin sırlarını öğrendi ve kristallerin enerjisini kendininkiyle birleştirdi. Xel'Naga' dan aldığı evrim ve genetik fizyolojiyle ilgili eşsiz bilgilerle Zerg türlerinin çoğunda bunları uygulama fırsatı buldu.

Kültürün tarihini dikkatle incelerken, eski ırkla bir şekilde ilişkisi olan pek çok türün farkına vardı. Xel'Naga her türle ilgili ayrıntılı bir genetik tarihçe tutmuştu ve bu Overmind'a hepsinin güçlü ve zayıf yönleri hakkında eşsiz bilgi vermişti. Hepsinden önemlisi Overmind galaksinin bir köşesinde aşırı güçlü bir ırkın, Protoss'un varlığını da keşfetti.

Protoss'un sahip olduğu fiziksel üstünlükle, kendi özsel birliğinin birleştiğinde mükemmelliğe ulaşacağını düşünen Overmind,Protoss gibi aşırı zihinsel bir ırkla baş edebileceğini düşünmüyordu,çünkü Protosslar’daki psişik güçler Zergler’de yoktu ve onlarla baş edebilmek için kendilerinin de bu tarz bir güce sahip olması gerektiğine inanıyordu.Bu yüzden özünde az da olsa psişik güç barındıran bir ırk bulup kendine katmalıydı ki Protoss’la mücadele edebilsin.Bu amaçla uzayın her köşesine izciler yolladı, bir yandan da artık sahip oldukları uzayda dolaşabilme yetenekleriyle sistem sistem dolaşıp karşılaştığı ırklardan beğendikleri özellikleri gen havuzuna katarak sürekli bir gelişim ve yayılım içine girdi.
Sonunda bazı izcileri geri döndü ve Overmind insanlık ırkında, sadece temel seviyede, istediği yeteneğin bulunduğunu fark etti; yeni hedefini belirlemişti.


Uzun yolculuğun sonunda Zerg sürüsü Terran Koprulu Sektörü'nün sınırlarına vardı. Gönderdiği devriyeyle insanların sektörde bir düzine farklı gezegene yerleştiğini buldu. İnsanlığı köleleştirme yolundaki planlarını Chau Sara'nın atmosferine yolladığı ana sporlarla uygulamaya başladı. Sporlar yavaş yavaş yüzeyde yayılarak gezegenin toprağını büyüme için hazır hale getiriyordu. İnsan kolonilerinin gezegenlerinin yüzeyindeki bu değişiklikten haberleri olmadan Zerg, yavaş yavaş yüzeyde garip yapılarını ve inlerini kurdu. Koloninin istilasına az bir zaman kala Overmind doymak bilmeyen yaratıklarını diğer gezegenlere yolladı. Gezegenin sakinlerine fark edilmeden yayılan Overmind elçileri, kısa zamanda Chau Sara, Mar Sara, Brontes ve Dylar IV üzerinde yayılmıştı.

Bu arada, uzayın soğuk derinliklerinde güçlü bir Protoss savaş gemisi filosu da Zerg istila birimlerine saldırmak üzere yoldaydı. Esrarengiz Protoss'un gücünü sabırsız bir şekilde merak eden Overmind ilk istilaya müdahele etmelerine izin verdi. Asıl savaşçılarını geride tutarken Protoss'un Chau Sara'daki koloniyi yok etmesini seyretti.İn sporlarının gezegeni zaten mahvettiğini bilen Protoss ise daha fazla istilayı önlemek için gezegeni yakıp kül etti.

Daha sonra Protoss’un Mar Sara’ya ilerlediğini izledi Zerg.Ancak Protoss buraya herhangi bir saldırı yapmadan geri döndü.Bu geri dönüşten sonra Zerg,Mar Sara’ya saldırdı.