2009’un Aralık ayıydı.Askerliğim nereye çıkacak diye beklediğim zamanlardı.Sonuçların belli olacağı gün bilgisayar ekranı başına çivilenmiştik ailece.Açıklanan sonuçla istikametim İzmir olmuştu.3. Kara Havacılık Alay Komutanlığı’na düşmüştüm.İşte 5 buçuk ayımın geçeceği İzmir’le ilk adam gibi tanışmam o zaman oldu.
Küçükken Çeşme’siyle,Foça’sıyla çok haşır neşir olduğum bu şehrin merkezine hiç gitmemiştim.Teslim olacağım gün babamla bindiğimiz İzmir uçağı,Sabiha Gökçen Havalimanı’ndan kalkıp Adnan Menderes Havalimanı’na inmişti.Askerlik görevimi yapacağım alay havalimanına çok yakın olan Gaziemir’deydi ancak ben daha gitmeye hazır değildim.Son dakika teslim olmayı tercih etmiştim doğal olarak ve bunun için önümde yaklaşık 5 saatim vardı.Özgürlüğümün son saatlerinde şehri gezmek için kiraladığımız arabayla yola koyulduk.
İşte İzmir aşkım daha bu ilk dakikalarda başlamıştı.Yavaş yavaş şehrin kalbine inerken sanki içim rahatlamıştı,keyfim yerine gelmişti.En tepeden tüm İzmir’i ayaklarımın altında görebiliyordum.O nasıl büyülü bir manzaraydı öyle! Deniz kıyısında sanki bir mücevher duruyordu sakince.Güneşin ışıkları altında safir maviliğinde parıldıyordu.Hem gösterişli hem de çok duruydu.
Deniz seviyesine indiğimizde ilk olarak Konak karşıladı bizi.Sahil yolundan Alsancak’a doğru hareket etmeye başlamıştık.Ben gözlerimi çevreden alamıyordum.İstanbul’daki keşmekeşlikten ve kozmopolitlikten eser yoktu burada.Düzen her yere hakimdi.İzmir’de olduğumu bilmesem Avrupa’nın göbeğinde olduğumu sanırdım.Yollar güzel,binalar güzel,çevre güzel kısacası her şey güzeldi,harikaydı.O an dedim ki kendi kendime,”askerlik maskerlik ama ben doğru yerdeyim arkadaş”.
Sonra teslim olduk,yerimize alıştık falan filan derken ilk ayı bitirdik.4 hafta boyunca alaydan dışarı adım atamayan bizler,yemin töreniyle birlikte 2 buçuk günlük evci iznine kavuşacaktık.Törenin bitmesiyle hepimizi salıverdiler.İstanbul’dan gelen annem,babam,teyzemler ve kuzenimle özgürlüğün tadını çıkarmaya başlamıştım artık.Önce güzel bir öğlen yemeği,ardından Konak’taki otelimize varış.Biraz burada dinlendikten sonra İzmir’in ışıltılı gecesine doğru yol almaya başladık.Alsancak’ta güzel bir restoranda yemek yedikten sonra (şu an restorandın adını hatırlayamadım) kafeleri ve kalabalığıyla İstiklal Caddesi’ni andıran,meşhur Kıbrıs Şehitleri Caddesi’nden Kordon’a indik.Tek kelimeyle muhteşem bir manzaraydı.Yeni girilen yıl için hazırlanmış yılbaşı süslemeleri hala yerlerinde olduğundan gece bambaşka renklenmişti.O gece Kordon’da içtiğim nargilenin tadını hala başka yerde alamadığımı da söylemeliyim.İzmir gecesiyle de beni büyülemişti.Ayrılmak istemesek de tıpış tıpış alayın yolunu tutmuştuk yine.
Günler hatta aylar geçti.Çıktığımız çarşı izinleri sayesinde artık İzmir’in her noktasını ezberlemiştik.Çarşı dışında araç muhafızı olarak da gezmiştik her yeri neredeyse.Konak’ın Konak Pier’i,Karşıyaka’nın sahili,Kordon’un kafeleri,Balçova’nın Agora’sı,Alsancak’ın Kıbrıs Şehitleri Caddesi.Göztepe,Gaziemir,Bornova,Güzelyalı,Çiğli.Gitmediğimiz,girmediğimiz delik neredeyse kalmamıştı.Bir tek garnizon dışı diye Çeşme’ye gitmemiştim,o yememişti ancak oraya da giden arkadaşlarımız olmuştu.Yine de her yerini biliyordum artık bu şehrin.Ve ben bildikçe daha da alışıyordum bu güzelliğe.Dönüşü zor olacaktı,belliydi.
Nöbet yerlerimiz de sivildeydi bizim.Askeri lojmanlara gidiyorduk bu görev için.Lojmanların bir metre yanında Kız Meslek Lisesi vardı.Ne gırgır olurdu nöbetler.Kızlar teneffüs ziliyle camlara çıkıp bizleri gözlerlerdi.Kağıda numara yazıp camdan atanlar olurdu.Nöbet sırasında duvarın arkasındaki sokakta durup sohbet ederlerdi.O yüzden nöbetlerimiz son derece eğlenceli geçerdi.Ancak yeri geldiğinde de koyardı.Özellikle havalar ısınıp gençler özgürce İzmir sokaklarında dolaşırken,siz elinizde tüfekle o bahçeye hapistiniz.İzmir böyle de can acıtırdı.Başka yerde olsa belki bu kadar koymazdı ama bu güzel şehrin gecesinde özgür olamamak içimi yakardı.
Ve sonunda takvimler Mayıs 2010’u göstermişti.Büyüklerimizin dediği gibi sayılı gün çabuk geçmiş,askerlik bitmiş ve aşık olduğum şehirden ayrılma vakti gelmişti.Ben bu şehri askerken sevebilmiş,aşık olmuştum.O zaman anladım ki hakkında söylenen her şeyi hak etmişti.Şehir o gün beni göndermiş ama bir sevgili kazanmıştı.Ona olan tutkusunu hiç kaybetmeyecek bir sevgili.





