Yapım: ABD Gösterime girdiği sene: 2012 Türkiye’de gösterime
girdiği sene: 2013 Tür: Suç, Dram Yönetmen: John Hillcoat Senaryo: Nick Cave (senaryo) , Matt
Bondurant (roman) Oyuncular: Tom Hardy, Shia LaBeouf,
Guy Pearce, Jason Clarke, Jessica Chastain, Gary Oldman Süre: 116 dk. IMDB puanı: 7.3/10 IMDB Top 250 sırası: Yok Metacritic puanı: 58/100 Rotten Tomatoes puanı: 67/100 Beyaz Perde puanı: 2.5/5 Divx Planet puanı: 7.0/10 Benim puanım: 7.6/10
Amerikalı film yapımcılarının tarihlerinde yatan en
ufak hikayeyi bile sinemaya aktarmada sorun yaşamadıkları artık inkar edilemez
bir gerçek.Bunun son örneği de aşırı testesteron yüklü bir suç ve dönem filmi
olan Lawless.Sağlam oyuncu kadrosuna göre mütevazi bir tavır sergileyen yapım,
fazla beklenti ile izlenmediğinde yeterli derecede tatmin ediyor.Şöyle esaslı
suç filmlerine hasret kaldığımız bu günlerde biraz olsun hararetimizi alıyor.
Yapım: ABD Gösterime girdiği sene: 2012 Türkiye’de gösterime girdiği sene: 2013 Tür: Dram, Tarih, Gerilim Yönetmen: Kathryn Bigelow Senaryo: Mark Boal (senaryo) Oyuncular: Jessica Chastain, Joel Edgerton, Chris Pratt Süre: 157 dk. IMDB puanı: 7.7/10 IMDB Top 250 sırası: Yok Metacritic puanı: 95/100 Rotten Tomatoes puanı: 93/100 Beyaz Perde puanı: 3.3/5 Divx Planet puanı: 4.2/10 Benim puanım: 7.0/10
Son zamanların parlayan yıldızı yönetmen Kathryn Bigelow, 2010 yılında 6 Oscar ödülü kazanan Hurt Locker adlı filminin ardından bu yılki törende Zero Dark Thirty ile şansını denemeye hazırlanıyor.Bu defa işi zor gözüküyor zira 11 Eylül’den Usame Bin Ladin’in yakalanmasına kadar geçen süredeki tüm olayları mercek altına almaya çalışan filmin performansı, herkesin kafasında soru işareti olarak kalmış durumda.Buna rağmen önemli dallarda gelen Oscar adaylıkları şimdilik Bigelow’un yüreğine su serpmiş gibi.
Yapım: ABD Gösterime girdiği sene: 2012 Türkiye’de gösterime
girdiği sene: 2013 Tür: Romantik, Komedi, Dram Yönetmen: David O. Russell Senaryo: David O. Russell (senaryo)
, Matthew Quick (roman) Oyuncular: Bradley Cooper, Jennifer
Lawrence, Robert De Niro, Jacki Weaver Süre: 122 dk. IMDB puanı: 8.1/10 IMDB Top 250 sırası: 224 Metacritic puanı: 81/100 Rotten Tomatoes puanı: 91/100 Beyaz Perde puanı: 5/5 Divx Planet puanı: 7.6/10 Benim puanım: 8.0/10
Yönetmen
David O. Russell, The Fighter’daki başarısının ardından şimdi de bir roman
uyarlaması ile karşımıza çıktı.Bu zamana kadar zihinlerimize yerleşmiş romantik
komedi olgusunu stilize ederek çarpıcı bir şekilde bizlere sunmayı başarması
hayranlık verici.Set çalışanlarından yönetmenine kadar herkesin sihirli
dokunuşlarıyla ortaya çıkan masalsı bir hikaye olmuş Silver Linings Playbook.
Uzun süredir beklenen 85. Oscar Ödülleri (24 Şubat 2013) adayları geçtiğimiz hafta açıklandı.Önce dallara göre adayların dağılımını görelim.Sonra bu adaylıklara dair bazı notlarımı paylaşacağım.
Yapım: ABD, Çin, Tayvan Gösterime girdiği sene: 2012 Türkiye’de gösterime
girdiği sene: 2012 Tür: Macera, Dram Yönetmen: Ang Lee Senaryo: David Magee (senaryo) , Yann
Martel (roman) Oyuncular: Suraj Sharma, Irrfan Khan,
Adil Hussain Süre: 127 dk. IMDB puanı: 8.3/10 IMDB Top 250 sırası: 181 Metacritic puanı: 79/100 Rotten Tomatoes puanı: 89/100 Beyaz Perde puanı: 4/5 Divx Planet puanı: 7.7/10 Benim puanım: 8.2/10
Son
zamanlarda din temasını sahiplenen yapımlara fazlasıyla rastlar olduk.Geçen yıl
benim çok etkilendiğim bir çalışma olan Tree of Life vardı.2013’ün bu alandaki
temsilcisi ise Yann Martel’in romanından uyarlanan Life of Pi oldu.Uzakdoğulu
yönetmen Ang Lee bu yeni filminde din olgusuna, 7’den 70’e herkesi sarabilen,
çok ince çizgileri olan bir hikaye ile değinmiş.Her yere dokunuyor ancak incitmiyor.Bu
nedenle Akademi’nin “Best Motion Picture” dalındaki en kuvvetli adayı bu yıl.
Türkçe adı: Operasyon: Argo Yapım: ABD Gösterime girdiği sene: 2012 Türkiye’de gösterime girdiği sene: 2012 Tür: Dram,Tarih,Gerilim Yönetmen: Ben Affleck Senaryo: Chris Terrio (senaryo) , Joshuah Bearman (haber) Oyuncular: Ben Affleck,Bryan Cranston,John Goodman,Alan Arkin Süre: 120 dk. IMDB puanı: 8.2/10 IMDB Top 250 sırası: 192 Metacritic puanı: 86/100 Rotten Tomatoes puanı: 95/100 Beyaz Perde puanı: 5/5 Divx Planet puanı: 7/10 Benim Puanım: 8.1/10
<ARGO fuck yourself>
Ben Affleck’in yönetmenlik denemelerinden biri olan Argo’ya “politika temalı bir film” önyargısı ile yaklaşılsa da, bunun ne kadar yanlış olduğu izlenince anlaşılmakta.Pek de dikkat çekmeyen fragmanının arkasında izleyiciyi nefes kesici bir macera karşılıyor.Az şey vadedermiş gibi davranıp çok şey veriyor sinemaseverlere.IMDB’nin Top 250 listesine hızlı bir giriş yapan bu başarılı dönem filmi, yıl sonunda bizlere ilaç gibi geldi.
Yapım: ABD Gösterime girdiği sene: 2012 Türkiye’de gösterime
girdiği sene: 2012 Tür: Komedi, Dram Yönetmen: Steven Soderbergh Senaryo: Reid Carolin Oyuncular: Channing Tatum,Matthew
McConaughey,Alex Pettyfer Süre: 110 dk. IMDB puanı: 6.2/10 IMDB Top 250 sırası: Yok Metacritic puanı: 72/100 Rotten Tomatoes puanı: 80/100 Beyaz Perde puanı: 2.5/5 Divx Planet puanı: 5.0/10 Benim puanım: 6.0/10
İlk
olarak Step Up’la tanıştığımız, eski model, yeni oyuncu Channing Tatum ile
artık 43 yaşını devirmiş Matthew McConaughey’i bir araya getiren Magic Mike’ı
bir kadın tuzağı olarak nitelersek yanlış yapmamış oluruz sanırım.Zira böyle gereksiz
bir filmin çekilmesi için başka bir neden gelmiyor aklıma.Bir striptiz
kulübünde çalışan erkek striptizcilerin hayatlarını konu alan filmin ne
senaryo, nede oyunculuk (biraz McConaughey)
açısından kayda değer bir özelliği bulunmuyor.Özellikle senaryonun klişelikte
rekorlar kırması kadın-erkek ayırt etmeden izleyiciyi sıkabiliyor.Ancak tüm
bunlara rağmen Magic Mike kadınları rüya alemine götürmeyi başarıyor. Bütün
film boyunca çıplak ve kaslı bir dolu adamın dans etmesi, oradan oraya
zıplaması onlara cazip geliyor tabi.Özellikle yaşı ilerlemiş Matthew
McConaughey’in yüzü yaşlanma belirtileri gösterse de vücudunun fitliğini
koruması bir çok kadını mest ediyor.Filmde kendileri için hiçbir şey bulamayan
erkekler içinse akılda kalan tek şey, striptizin keyifli para kazandıran bir
meslek olduğu gerçeği.
Çok ayrıntıya girmeyeceğim.6 günlük bayram tatilinin bir gününü bu aralar pek uğrayamadığım sinemaya ayırdım.Uzun süredir beklediğim Cloud Atlas’ın da bu tatile denk gelmesi güzel oldu.Gittim, izledim ancak yeterli derecede tatmin olmadım.Yüksek beklentiden mi bilinmez bir şeyler eksik gibiydi.
Bilim kurgu türündeki film ilginç bir harmanı şekillendirecekmiş gibi duruyor ve heyecanlandırıyor başta.1800’lerin sonundan 2300’lü yıllara kadar uzanan bir zaman dilimi içinde, farklı dönemlerde yaşayan insanların başından geçen olaylar yapımın hikaye örgüsünü oluşturuyor.Geçmiş,günümüz ve gelecek ile bağlantılar kuran bu hikayelerdeki insanların birbirleriyle bir şekilde ilişkileri olduğu anlatılıyor.Farklı zamanlarda, farklı kişilerin başından geçiyormuş gibi gözüken olaylar aslında hep aynı kişilerin yaşadığı şeyler olarak gösteriliyor.Geçmişte gazeteci olan biri, yüz yıllar sonra yüksek bir medeniyetin ferdi olabiliyor.Ya da 1800’lerde yaşamış hain bir doktor, 2300’lerde hayat kurtaran bir kahramana dönüşebiliyor.Bu olaylar silsilesi 3 koca saati dolduruyor.
Wachowski adını duyan herkesi sinema salonlarına koşturan Cloud Atlas’ın amacı sadece şu mesajı vermek: Her yaşanan şey ortak ve bir başka kişiye bağlı.Film sırf bu mesajı iletmek için koskoca 3 saati kullanıyor.Aslında kurgudaki hikayelerin ayrı ayrı bakıldığında bir önemi yok.Nereye vardığı, ne olduğu önemli değil.Bu farklı zamanlardaki olayların anlatılma amacı sadece ana mesajı devasa bir biçimde pekiştirmek.Film bittiğinde geriye sadece bu kalınca ister istemez tatmin olmuyor insan.O kadar görsel şölenin, yaşanan olayın, geçen saatlerin bir önemi kalmıyor.Çok sağlam kurgu potansiyeli olan bir felsefesi varken bu kullanılamamış, çok zayıf kalmış bu yönden.Anlatılan hikayeler sıradan, albenileri yok.Bu da filmin gücünü emip gardını düşürüyor.Olaylar daha sıradışı hikayelerle kurgulanıp birbirine bağlansa, bu bağlantı net olarak ana temanın temelini oluşturup izleyiciyi sarssa çok daha başarılı bir iş olabilirdi.Ama bu haliyle tek bir mesajı vermek için 3 saati harcayan bir yapım olarak akıllarda kalacak.3 ay sonra kimse filmdeki olayları hatırlamayacak bile.
Yapım: Güney Kore Gösterime girdiği sene: 2003 Türkiye’de gösterime girdiği sene: 2004 Tür: Dram,Gizem,Gerilim Yönetmen: Chan-wook Park Senaryo: Garon Tsuchiya (hikaye) , Nobuaki
Minegishi (çizgi roman) , Jo-yun Hwang,Chun-hyeong Lim,Joon-hyung Lim,Chan-wook
Park (senaryo) Oyuncular: Min-Sik Choi,Ji-Tae Yu,Hye-Jeong
Kang Süre: 120 dk. IMDB puanı: 8.4/10 IMDB Top 250 sırası: 87 Metacritic puanı: 74/100 Rotten Tomatoes puanı: 97/100 Beyaz Perde puanı: 5/5 Divx Planet puanı: 8.2/10 Benim
puanım: 9.2/10
Uzakdoğu
sinemasının kara film türünü stilize ederek sıra dışı ve orijinal şaheserlere
çevirmesi, bu sinemanın ürünlerini takip edenler için alışılagelmiş bir durum.Büyük
emek sarf edilen eserlerin en muhteşem örneklerinden biri de tartışmasız Old
Boy. Akıl almaz bir intikam hikayesinin etkileyici bir kurgu ile anlatıldığı
film, karanlık ve kasvetli atmosferle desteklenen senaryosu sayesinde de
izleyicinin psikolojisiyle oynamayı kusursuz bir şekilde başarıyor.Yapımın
sahip olduğu eşsiz özellikler onu, çağdaş sinemanın en iyi temsilcilerinden
biri yapmaya yetiyor.
İntikam,
soğuk veya sıcak, yenmesi gereken bir yemektir.Bunu Dae-su’dan daha iyi kimse
bilemez zira bir gece ansızın kaçırılarak tam 15 sene boyunca tek odalı bir
dairede hapis tutulmuştur.Kimse ile konuşma fırsatı bulamaz ve böyle bir şeyin
niçin başına geldiğini bilemeden yaşamak zorunda kalır.15 senenin sonunda
serbest bırakıldığında ise aklında tek bir şey vardır:Kendisini kaçıranları
bularak yitirdiği yılların hesabını sormak.Onun intikam yemeğini soğuk yeme
şansı olmaz.15 senelik kaybın ardından hayata alışmaya çalışırken, gözü dönmüş
bir şekilde bu insanlardan kalan izleri takip eder.
Yönetmen
Chan-wook Park’ın enfes bir felsefeler yığını üzerine inşa ettiği Old Boy tam
anlamıyla kara bir film.Kasvetli ve karanlık atmosfer ile daha da pekişen bu
siyahlık seyirciyi ruhsal olarak rahatsız ediyor film boyunca.Yürekler sıkışıyor, izleyen herkese sirayet eden çaresizlik hissiyle nefes almak zorlaşıyor.Her şeyin susup
mimiklerin ve muazzam melodilerin konuştuğu sanat kokan sahnelerde yoğun bir
duygu akışı var.Karakterlerin sahip oldukları ruhsal karmaşaları ve felsefi
yapıları izleyiciye net olarak yansıdığından kurgu gerçeklik kazanıyor, film yaşamaya
başlıyor.Orijinal tarzdaki çekimler ve dahice kurgulanmış mizansenler
(Dae-su’nun koridor boyunca kötü adamları dövdüğü sahne) yönetmenlik başarısını
da beraberinde getirirken, son yılların en etkileyici başyapıtlarından birini
izlememizi sağlıyor.
Old
Boy’un muazzam hikaye kurgusu filmin kalitesini net bir şekilde katlıyor.Ani
değişen olaylar örgüsüne ayak uydurarak yapımı devleştiriyor.Dudak uçuklatan
twistler sayesinde kafalar karışırken, bu intikam filmi de yerini akıl almaz ve
yaralayıcı bir hikayeye, kuvvetli bir drama bırakıyor.Karakterlerin hayatlarına
yönelik retrospektif yaklaşım gerçekleri ortaya çıkardıkça izleyici psikolojisi
alt üst oluyor.Bunca özelliği içinde barındıran zengin içerikli senaryonun bir
de isabetli alt metinler ve etkileyici oyunculuklarla desteklenmiş
olması filmin tamamını eşsiz kılıyor.
Sözün
özü; her anından büyülenilen Old Boy izleyebileceğiniz en komple filmlerden
biri.Uçuk bir intikam hikayesi, aynı zamanda insanı yerine çivileyecek kadar da
psikoloji katili.Sıra dışı Uzakdoğu psikopatlığıyla yoğrulmuş bir başyapıt.Bu
sene izlediğim ve başarılı bulduğum La Piel Que Habito gibi bir filme ön ayak
olduğunu da düşündüğüm bu şaheser, türünün en iyilerinden biri olarak
arşivlerdeki yerini çoktan aldı bile.
Geçtiğimiz Perşembe gecesi İstanbul başta olmak üzere
bazı şehirlerde gökyüzünden gelen tuhaf sesler duyulmuş.O saatlerde bir
şeylerle uğraşanlar sesin farkına varmamışlar ancak tesadüfen yakalayanlar bu
sesleri işitmiş.Duyanlar sesin sirene benzediğini, belirli aralıklarla tekrarladığını
ve çok kuvvetli olduğunu söylüyorlar.Sesin en net duyulduğu yerler ise İstanbul
Anadolu Yakası ve İzmir.
İstanbul’da yaşayan biri olarak bu olaya şahsen şahit
olmadım.Ertesi gün internette dolaşırken farkına vardım.Konu ile ilgili biraz
araştırma yapınca bunun ilk defa yaşanmadığını ve dünyanın bir çok bölgesinde
buna benzer olayların meydana geldiğini öğrendim.Youtube’da dolanarak gökyüzünden gelen korkutucu seslerin bir çok ülkede kaydedilmiş
kayıtlarını görme şansım oldu (izlediklerim fake değildi, bazıları haber bültenlerinde kullanılmış.Aşağıda bir tanesini paylaştım.).Bunların arasında en meşhur olanı, aynı zamanda
basında da yer bulan Kiev’deki kayıttı.Daha önce hiç duyulmamış bir
gürültü, belirli aralıklarla dehşet verici bir şekilde sürmekteydi.Bu videodaki
sesleri dinleyip de rahatsız olmamak mümkün değildi.
Aslında dünyada bu seslerin dışında da bir çok garip olay
meydana geliyor.Mevsimlerdeki beklenmedik değişimler, alışılmadık doğal
felaketler ve anlaşılamayan hayvan ölümleri bunlardan sadece bir kaçı.Normal
olmayan tüm bu olayların nedenleri, bilimadamları ve üst makamlar tarafından genelde
“bilinmiyor” denilerek geçilmekte.Toplumlar bir türlü aydınlatılamıyor.Dünya
üzerine bu anlamda bir gizem çökmüş durumda ve insanlar onları neyin
beklediğinden habersiz şekilde yaşamaya devam ediyorlar.
Ancak kazın ayağı öyle değil.Yani bilinmeyen bir şey yok,
her şeyin bir nedeni var.Konu ile ilgili daha derine inip araştırma
yaptığınızda dünyadaki gücü elinde bulunduran toplumların gizli ve hiç de hoş
olmayan planlarına şahit oluyorsunuz.Dünya üzerinde oynanacak oyunların ve bir
dolu projenin varlığını keşfediyorsunuz.Normal insanların –buna hepimiz
dahiliz- bu oyunların içindeki cahil piyonlardan başka bir şey olmadığını fark
ediyorsunuz.Her şey biliniyor fakat bizlere açıklanmıyor.
Dünya üzerinde denenen bu projelerden biri HAARP
Teknolojisi ile ilgili.”High Frequency Active Auroral Research Program”ın
kısaltması olan ve işleyişinde atmosfer katmanlarından yararlanan HAARP, aslında
bir çok güzel amaç için kullanılmakta.Uzak mesafedeki gemi ve denizaltılarla haberleşmenin
kolaylaştırılması, düşman iletişiminin kesilmesi ve doğanın bilimsel olarak
daha derinlemesine incelenmesi gibi önemli projelerde rol oynuyor.Ancak böyle
faydalı özelliklerinin yanında endişe verici güçleri de var.Deprem yaratma,
iklimleri değiştirme, insan beynini kontrol edebilme, önemli cihazları mesafe
tanımaksızın etkisiz hale getirme gibi güçler bunlardan sadece bazıları.
Bu projelerden diğeri ve daha korkutucu olanı ise “Project
Blue Beam”.NASA’nın üzerinde çalıştığına inanılan bu proje tamamen hologram
teknolojisi üzerine yoğunlaşmış.Teori şu: HAARP ile dünya üzerinde meydana
getirilecek depremler sonucunda çok eskiye dayanan ve dinlerin aslında yanlış
anlaşıldığını ortaya koyan bir takım belgeler ortaya çıkacak.Bu yanlış
anlaşılma durumu yan olaylarla toplumlara alttan alttan dayatılacak (bunu
Hollywood üzerinden bazı bilim-kurgu filmleri ile çok önceden yapmaya
başladılar bile.).Zamanı geldiğinde de çok gelişmiş ve inandırıcı bir hologram
teknolojisi kullanılarak sanal bir uzaylı saldırısı başlatılacak.Projenin daha ilerisinde
yine hologram tekniği ile yaratılan dinsel figürler ( Hz. İsa, Buddha), o dine
mensup insanlarla temasa geçirilecek.Bu dinsel figürler, bilinç altı tarafından algılanabilecek bir
frekansta yayın yapabilen hologram teknolojisi sayesinde direk kişinin kafasının içine konuşabilecek.Bu şekilde dış tehditlere karşı tek
bir din ve düzen altında toplanma çağrısı yapılacak.Ve en sonunda uzun zamandır
planlanan “Yeni Dünya Düzeni” Projesi, yeni bir din ve tanrı ile hayata
geçirilmiş olacak.Endişe verici değil mi?
Tabi ki bunların hepsi birer komplo teorisi ancak çok
uzun zamandır konuşulmakta.Şu bir gerçek; dünya üzerinde meydana gelen garip
olayların hiçbiri bilinmedik değil.Büyük güçler dünya üzerinde bir takım
deneyler yapmaktalar ve bunlar hayvan ölümleri, iklim değişimleri ve doğal
felaketlerdeki artış olarak ortaya çıkıyor.Biz evimizde kahvemizi yudumlarken bir
yerlerde farkında olmadığımız bir çok şey dönüyor.Dünyaya bir şeyler oluyor ve
biz hiçbirini bilmiyoruz.En acı olanı da bilsek bilehiçbir şey yapamıyor ve yapamayacak olmamız.